Haddeden geçmiş nezâket
Nedîm · Dîvân (Gazel)
Haddeden geçmiş nezâket yâl ü bâl olmuş sana
Mey süzülmüş şîşeden ruhsar-ı âl olmuş sana
Bûy-ı gül taktîr olunmuş nâzın işlenmiş ucu
Biri olmuş hûy birisi dest-mâl olmuş sana
Sihr ü efsûn ile dolmuşdur derûnun ey kalem
Zülfü Hârut’un demek mümkin ki nâl olmuş sana
Şöyle gird olmuş Firengistân birikmiş bir yere
Sonra gelmiş gûşe-i ebrûda hâl olmuş sana
Ol büt-i tersâ sana mey nûş eder misin demiş
El-amân ey dil ne müşkil-ter suâl olmuş sana
Sen ne câmın mestisin âyâ kimin hayrânısın
Kendin aldırdın gönül n’oldun ne hal olmuş sana
Leblerin mecrûh olur dendân-ı sîn-i bûseden
Lâ’lin öptürmek bu hâletle muhâl olmuş sana
Yok bu şehr içre senin vasfettiğin dilber Nedîm
Bir perî-sûret görünmüş bir hayâl olmuş sana.
Şiirin açıklaması
Nedîm bu gazelde sevgilinin zarafetini şaşırtıcı benzetmelerle anlatır: Zarafet tel çekme kalıbından geçirilip boya bosa, şarap süzülüp yanağa dönüşmüştür. Şiirin en ünlü buluşu yedinci beyittedir: Eski yazıyla "bûse" (öpücük) kelimesindeki "sîn" harfinin dişleri bile sevgilinin narin dudaklarını yaralar.
1. Zarafet tel çekme kalıbından geçmiş de sana boy bos olmuş; şarap şişeden süzülmüş de sana kırmızı yanak olmuş.
2. Gül kokusu damıtılmış, ucu nazla işlenmiş; biri sana huy olmuş, biri mendil.
3. Ey kalem, için sihir ve büyüyle dolmuş; denebilir ki büyücü Hârût'un saçı sana uç olmuş.
4. Sanki bütün Avrupa toplanıp bir yere birikmiş, sonra gelip kaşının köşesinde sana ben olmuş.
5. O Hristiyan güzel sana "Şarap içer misin?" demiş; aman ey gönül, sana ne zor bir soru sorulmuş!
6. Sen hangi kadehin sarhoşu, kimin hayranısın? Kendini kaptırdın gönül; ne oldun, sana ne hâl olmuş?
7. "Bûse" kelimesindeki "sîn" harfinin dişleri bile dudaklarını yaralar; bu nazlılıkla lâl dudağını öptürmen imkânsız olmuş.
8. Ey Nedîm, bu şehirde senin anlattığın gibi bir dilber yok; sana bir peri yüzlü görünmüş, bir hayal olmuş.
Sözlük
- hadde
- tel çekme kalıbı
- nezâket
- incelik, zarafet
- yâl ü bâl
- boy bos
- ruhsâr-ı âl
- kırmızı yanak
- bûy
- koku
- taktîr
- damıtma
- hûy
- huy
- dest-mâl
- mendil
- efsûn
- büyü
- derûn
- iç
- Hârût
- Babil'de insanlara büyü öğrettiği anlatılan melek
- nâl
- kamış, kalem ucu
- Frengistân
- Avrupa
- gûşe-i ebrû
- kaşın köşesi
- hâl
- ben
- büt-i tersâ
- Hristiyan güzel
- mey-nûş
- şarap içen
- müşkil
- zor
- mecrûh
- yaralı
- dendân
- diş
- sîn
- "s" harfi
- bûse
- öpücük
- la'l
- kırmızı dudak
- perî-sûret
- peri yüzlü
Düşüncenizi yazın