İçeriğe geç
17 Ekim 2026, Cumartesi Günün dizesi: “Annemi ölmüş gördüm rüyamda.”
Dede Korkut

Salur Kazan’ın Tutsak Olup Oğlu Uruz’un Çıkarması

Uyurken tutsak düşen Salur Kazan'ın kâfiri övmeyi reddetmesi ve yıllar sonra onu kurtarmaya gelen oğlu Uruz'la kılıç kılıca karşılaşması.

Dede Korkut16 dk okuma
Paylaş
Kuyunun başında kopuz çalan tutsak Salur Kazan; Salur Kazan'ın Tutsak Olup Oğlu Uruz'un Çıkarması hikâyesi için temsilî çizim
Görsel: yapay zekâ ile üretilmiştir (Higgsfield).

İlk yayımlandığı eser: Kitâb-ı Dedem Korkut Alâ Lisan-ı Tâife-i Oğuzân (Dresden nüshası)

Bu sayfada Dede Korkut hikâyelerinin on birincisi olan Salur Kazan’ın Tutsak Olup Oğlu Uruz’un Çıkarması’nın bugünkü Türkçeyle özeti, ana fikri, karakterleri ve eski kelimeleri yer alıyor. Hikâyenin Dresden nüshasındaki özgün metni sayfanın sonunda.

Salur Kazan’ın Tutsak Olup Oğlu Uruz’un Çıkarması, Dede Korkut Kitabı’nın on birinci hikâyesidir. Kitabın dördüncü hikâyesinde oğlunu tutsaklıktan kurtaran Kazan, bu kez kendisi tutsak düşer; onu kurtaran da büyüyüp yiğit olan oğlu Uruz olur. Hikâye, Kazan’ın kuyu dibinde bile boyun eğmeyen gururunu anlatan soylamalarıyla ünlüdür.

Reklam

Salur Kazan’ın Tutsak Olup Oğlu Uruz’un Çıkarması hikâyesinin özeti

Trabzon tekfuru, Oğuz beylerinin beyi Kazan’a bir şahin göndermiştir. Kazan bir sabah bu şahinle ava çıkar. Şahin bir kazı tutamaz ve uçup Tumanın Kalesi’ne iner. Kazan şahinin peşinden kâfir eline kadar gelir. Uykusu bastırınca beylerle birlikte bir yerde yatar. Oğuz beyleri “küçük ölüm” denen ve yedi gün süren bir uykuya dalmaktadır. Tumanın Kalesi’nin tekfuru o gün ava çıkmıştır; casusu Oğuz erenlerinin uyuduğunu haber verir. Kâfirler gelir, Kazan’ın yirmi beş beyini şehit eder ve Kazan’ı uyurken yakalayıp elini ayağını bağlar, bir arabaya yükler.

Arabanın gıcırtısıyla uyanan Kazan gerinir, bütün ipleri koparır ve arabanın üstüne oturup güler: “Bu arabayı beşiğim, sizi de dadılarım sandım.” Kâfirler onu kalede bir kuyuya atar, kuyunun ağzına bir değirmen taşı koyar; yemeğini suyunu taşın deliğinden verirler. Bir gün tekfurun karısı Kazan’ı görmeye gelir ve ona ne yediğini, neye bindiğini sorar. Kazan, ölülerine verdikleri aşı yediğini, ölülerinin üstüne bindiğini söyler. Yedi yaşında ölen kızının rahat bırakılmasını isteyen kadın, Kazan’ın kuyudan çıkarılması için kocasına yalvarır.

Tekfur, beylerine danışıp Kazan’ı kuyudan çıkartır. Ondan bir daha kendi ellerine düşman olarak gelmeyeceğine ant içmesini ve kâfiri övüp Oğuz’u yermesini ister. Kazan, “Doğru yolu görürken eğri yoldan gelmeyeyim” diye ant içer; kâfirler bunu yeterli bulur. Kazan, yerde dururken kimseyi övemeyeceğini, bir adam getirsinler de ona binip övsün diye söyler. Getirilen kâfirin sırtına eyer vurur, ağzına gem takar, üstüne binip onu öyle sıkar ki adam ölür. Sonra cesedin üstüne oturup kopuzunu ister. Ama kâfiri övmek yerine kendi yiğitliğini, Oğuz’u ve Hz. Muhammed’in dinini öven soylamalar söyler: Yüz bin düşman görse yüz döndürmediğini, yedi başlı ejderhanın karşısında sol gözü yaşarınca kendine kızdığını, buna rağmen hiç övünmediğini anlatır. “Kılıcından sakınmam, öldür beni” der. Kâfirler onu öldürmek ister; ama oğlu ve kardeşi olduğu için öldürmeyip domuz damına kapatırlar.

Bu arada Kazan’ın oğlu Uruz büyüyüp yiğit olmuştur. Bir gün divana giderken biri ona, onun Kazan’ın oğlu olduğunu söyler. Uruz o zamana kadar Bayındır Han’ı babası sanmaktadır; Bayındır Han’ın dedesi olduğunu, babası Kazan’ın ise Tumanın Kalesi’nde tutsak olduğunu öğrenir. Anasına gidip bunu neden kendisinden sakladığını sorar. Anası, oğlu kâfire gidip helak olmasın diye sakladığını söyler. Uruz amcası Kara Göne’yi çağırtır; Oğuz beyleri toplanır ve Kara Göne çeri başı olarak yola çıkarlar.

Yolda kâfirin keşişlerin beklediği sarp bir kilisesi vardır. Oğuzlar bezirgân kılığına girer; kâfirler bunlara inanmayıp taş atınca on altı yiğit atından inip kapıyı gürzlerle kırar ve kiliseyi ele geçirir. Haberi alan tekfur, beylerine danışır. Kazan’ı zindandan çıkarıp Oğuz’a karşı savaşa göndermeye karar verirler: Bu düşmanı başlarından savarsa serbest kalacak, kâfirler ona haraç verecektir. Kazan yine aynı sözle ant içer: “Doğru yolu görürken eğri yoldan gelmeyeyim.”

Kazan’a zırh giydirilir ve kâfir ordusunun önünde meydana çıkar. Ak sancaklı, ak boz atlı bir yiğidin Oğuz ordusunun önünde geldiğini görür. Önce Boz Aygırlı Beyrek onunla dövüşmeye gelir; Kazan kendini tanıtmadan onun gürzünü elinden alır ve ensesine vurup geri gönderir. Beyrek’ten öğrendiğine göre o ak boz atlı yiğit kendi oğludur; Kazan içinden “Elhamdülillah, oğlum büyük er olmuş” der. Ardından Eylik Koca oğlu Dölek Evren ve Dozan oğlu Alp Rüstem gelir; Kazan ikisini de geri çevirir. Sonunda Uruz, amcası Kara Göne’nin elinden dizgini çekip alır, babasının üstüne at sürer ve onun omzunu kılıçla yaralar. Uruz bir kez daha vurmaya hazırlanırken Kazan ona seslenir: “Kara dağımın yükseği oğul, karanlık gözlerimin aydını oğul… Ak sakallı babana kıyma oğul.” Uruz babasını tanır, atından inip elini öper. Oğuz beyleri de Kazan’ın elini öper ve hep birlikte kâfire saldırırlar. Kale alınır, kilisesi yıkılıp yerine mescit yapılır. Kazan yurduna döner; yedi gün yedi gece şölen yapılır.

Salur Kazan’ın Tutsak Olup Oğlu Uruz’un Çıkarması hikâyesinin ana fikri

Gerçek yiğit, en ağır şartlar altında bile inancından ve onurundan vazgeçmez. Kuyu dibinde, zincirler içinde bile Kazan düşmanını övmez, kendi halkını yermez. Hikâye ayrıca babayla oğul arasındaki bağı ve bir zamanlar oğlunu kurtaran babanın, yıllar sonra oğlu tarafından kurtarılmasını anlatır. Kazan’ın “övünen erenleri hoş görmedim” sözü de alçakgönüllülüğü bir yiğitlik değeri olarak öne çıkarır.

Salur Kazan’ın Tutsak Olup Oğlu Uruz’un Çıkarması hikâyesinin karakterleri

  • Salur Kazan: Oğuz beylerinin beyi. Tutsaklıkta bile gururludur, inancından ve halkından vazgeçmez. “Doğru yolu görürken eğri yoldan gelmeyeyim” gibi iki anlamlı antlarla kâfiri oyalar.
  • Uruz: Kazan’ın oğlu. Babasının tutsak olduğunu öğrenince ordu toplayıp onu kurtarmaya gider; bilmeden babasıyla dövüşür.
  • Kara Göne: Kazan’ın kardeşi, Uruz’un amcası; ordunun çeri başıdır.
  • Tumanın Kalesi’nin tekfuru: Kazan’ı tutsak eden kâfir beyi.
  • Tekfurun karısı: Kazan’ın sözlerinden korkup onun kuyudan çıkarılmasını isteyen kadın.
  • Uruz’un anası: Babasının tutsaklığını oğlundan saklayan anne.
  • Beyrek, Dölek Evren, Alp Rüstem: Kazan’ın kimliğini bilmeden dövüştüğü Oğuz yiğitleri.
  • Bayındır Han: Uruz’un dedesi; Uruz uzun süre onu babası sanır.

Mekân, zaman ve anlatıcı

Mekân: Kazan’ın av yeri, Tumanın Kalesi ve kalenin kuyusu ile domuz damı, Oğuz yurdu ve divan, Oğuzların ele geçirdiği kilise ve son savaşın yapıldığı meydan.

Zaman: Kazan’ın tutsak düşmesinden oğlu Uruz’un büyüyüp yiğit olmasına kadar uzanan yıllar. Oğuzların destanî döneminde geçer.

Anlatıcı: “Hanım hey” diye seslenen ozan, ilahi bakış açısıyla anlatır. Kazan’ın her biri “Anda dahı erem begem deyü öginmedüm” (Orada da erim beyim diye övünmedim) dizesiyle biten soylamaları hikâyenin en ünlü bölümüdür.

Hikâyedeki eski kelimeler

  • Şahin: Avcılıkta kullanılan yırtıcı kuş.
  • Küçük ölüm: Ağır, uzun süren uyku. Hikâyeye göre Oğuz beyleri yedi gün uyurdu.
  • Uyan: Gem, at ağzına takılan demir.
  • Toñuz tamı: Domuz damı, ahırı.
  • Emmi: Amca.
  • Çeri başı: Ordu komutanı.
  • Keşiş: Hristiyan rahip.
  • Tâcir tonı: Tüccar giysisi.
  • Ejderha: Masallarda ağzından ateş saçan, yılana benzeyen dev yaratık.

Dede Korkut’un öteki hikâyeleri: Dirse Han Oğlu Boğaç Han, Salur Kazan’ın Evinin Yağmalanması, Bamsı Beyrek, Kazan Bey Oğlu Uruz Bey’in Tutsak Olması, Duha Koca Oğlu Deli Dumrul, Kanlı Koca Oğlu Kan Turalı, Kazılık Koca Oğlu Yigenek, Basat’ın Tepegöz’ü Öldürmesi, Begil Oğlu Emren, Uşun Koca Oğlu Segrek, İç Oğuz’a Dış Oğuz Asi Olup Beyrek’in Ölmesi. On iki hikâyenin hepsini bir arada Dede Korkut hikâyeleri yazımızda, Türk destan geleneğini Destan nedir? yazımızda bulabilirsiniz.


Özgün metin (Dresden nüshası)

Aşağıdaki metin, Vikikaynak’taki Dresden nüshası çeviriyazısından alınmıştır. Metin kitabın yazıldığı Eski Anadolu Türkçesiyledir; yazım ve imla, kaynaktaki gibi korunmuştur. Satır satır verilen bölümler, kahramanların şiirli konuşmaları olan soylamalardır.

Salur kazan tutsak olup oglı uruz çıkardugı boyı beyân eder

salur kazan tutsak olup oglı uruz çıkardugı boyı beyân eder’

meger hânum tırabuzan teküri beglerbegi olan hân kazana bir şahîn göndermişidi bir gece yeyüp otururiken şahînci başına eydür

mere sabah şahinleri al halvetçe ava binelüm dedi erken bindiler av yerine vardılar gördiler bir sürri kaz oturur kazan şahini saldı alımadı şahîn pervâza agdı gözlediler şahîn tomanın kal’esine endi kazan gayet saht oldı şahinüñ ardına düşdi dere depe şadı kâfir eline geldi gederiken kazanuñ karañulu gözini uyhu aldı begler eyitdiler

hânum dönelüm kazan eydür

biraz dahı ilerü varalum dedi bakdı bir kal’e ördi eydür

begler gelüñ yatalum dedi kazanı küçücek ölüm tutdı uyudı meger hânum oguz begleri yedi gün uyurıdı anuñ içün küçücek ölüm derleridi meger ol gün tomanın kal’esinüñ teküri ava binmişidi câsûs geldi eydür

bir bölük atlu geldi içinde begleri yatupdı uyudı tekür âdam saldı kim idügin bilüñ dedi gelenler bildi kimi bunlar oguz erenlerindendür gelüp teküre hâber verdiler tekür dahı hemân çerisini derdi bunlaruñ üzerine geldi kazanuñ begleri bakdılar gördiler kim yagı gelür eyitdiler

kazanı bıraguz gederisevüz evinde bizi kıvarlar yegregi budur ki bunda kırılavuz dediler kâfiri karşuladılar ceng etdiler kazanuñ üzerine yigirmi beş begini şehîd etdiler kazanuñ üzerine düşdiler uyudugı yerde tutdılar elin ayagın berk bagladılar bir arabaya yükletdiler arabaya muhkem urganıla sardılar arabayı çekdiler yörüyi verdiler gederiken ‘araba kıcırdısından kazan oynatdı gerindi bu elindeki urganları hep kırdı arabanuñ üzeriñe oturdı elin eline çaldı kas kas güldi kâfirler eydür

ke gülersin kazan eydür

mere kâfirler bu arabayı peşigüm sandum sizi yamrı yumrı tadım dâyem sandum dedi hele kazanı getürdiler tomanın kal’esinde bur kuyuya bırakdılar kuyunuñ agzına bir degirmen taşı kodılar yemegini suyunı degirmen taşı delüginden verürleridi bir gün tekürüñ avratı eydür

varayın kazanı göreyin ne hâllu kişidür bunca âdamlara darb ururımış dedi hâtun gelüp zindâncıya kapuyı açdurdı çagırdı eydür

kazan han nedür haluñ dirligüñ yer altındamı hoşdur yohsa yeryüzindemi hoşdur hem şimdi ne yersin ne içersin ve neye binersin dedi kazan eydür

ölülerüñe aş verdigüñ vakt ellerinden aluram hem ölülevüñüzüñ yorgasına binerem kâhillerin yederem dedi tekür avradı eydür

dînüñ içün kazan beg yedi yaşında bir kızcagazum ölmişdür kerem eyle aña binme dedi kazan eydür

ölülerüñüzde atdan yorga yokdur hep aña binerem dedi avrat eydür

vây senüñ elüñden ne yeryüzinde dirimüz ve ne yer altında ölümüz kurtılurımış dedi geldi teküre eydür

kerem eyle ol tatarı kuyudan çıkar kızcugazuñ belini üzer yer altında kızcugazuma binerimiş kalan ölülerimizi cem ederimiş hem ölülerümüz içün verdügümüz aşı ellerinden çeküp alup yerimiş anuñ elinden ne ölümüz ne dirimüz kurtılurımış dînüñ ‘ışkına ol eri kuyudan çıkar dedi tekür beglerini cem eyledi eydür

gelüñ kazanı kuyudan çıkaruñ bizi ögsüz oguzı sındursın andan soñra şart eylesün bizüm elümüze yagılıga gelmeye dedi vardılar kazanı kuyudan çıkarup getürdiler eyitdiler

and iç kim bizüm elümüze yagılıga gelmeyesin hem bizi ög oguzı sundurgıl seni koyu verelüm var get dediler kazan eydür

vallâhi billâhi togrı yolı görür iken egri yoldan gelmeyeyim dedi eyitdiler

vallâhi kazan eyü and incdi dediler emdi kazan beg di bizi ög dediler kazan eydür

men yeryüzinde âdam ögmezin bir âdam getürüñ bineyim sizi ögeyim dedi vardılar dirâr kâfir getürdiler bir eyer bir uyan dedi getürdiler kâfirüñ arhasına eyer saldı agzına uyan urdı kolañını cekdi sıçradı arkasına bindi ökçesin ökçesine kakdı kapurgasın karnına kavşurdı uyanın çekdi agzın ayırdı kâfiri öldürdi çökdi üzerine oturdı eydür

mere kâfirlir kopuzum getürüñ sizi ögeyin dedi vardılar kopuzı getürdiler eline alup burada soylamşı görelüm hânum ne soylamış eydür

biñ biñ erden yagı gördümise
oyunum dedüm
yigirmi biñ er yagı gördümise
yelemedüm
otuz biñ er yagı gördümise
ota saydum
kırk biñ er yagı gördümise
kıya bakdum
elli biñ er gördümise
el vermedüm
altmış biñ er gördümise
atışmadum
toksan biñ yagı gördümise
tonatmadum
yüz biñ er gördümise
yüz dönmedüm
yüzi dönmez kılıcum ele aldum
muhammedüñ dîni ‘ışkına kılıç urdum
ag meydânda yumrı başı topça kesdüm
anda dahı erem begem deyü öginmedüm
ögünen erenleri hoş görmedüm
elüñe girmiş iker kere kâfir öldür meni
kara kılıcuñ sal boynuma kes başum kılıcuñdan saparum yok
gendü aslum gendü köküm sımagum yok

dedi bir soy dahı soylamış eydür

yüksek yüksek kara tagdan taş yuvalansa
kaba ökçem uylugum karşu tutan kazan eridüm fir’avn şişler yükleyüp yerden çıksa
kaba ökçemile perçîn kılan kazan eridüm
kaba kaba begler oglı gavga kılsa
kamçı salup tiñdüren kazan eridüm
yüce tagları tuman tursa
kara pusarık deli kopsa
kara koçumuñ kulagı görinmez olsa
kayrı eren kulaguzsız yol yañılsa
kulaguzsız yol başaran kazan eridüm
yedi başlı ejderhâya yetüp vardum
heybetinden sol gözüm yaşardı
hey gözüm nâmerd gözüm muhannat gözüm
bir yılandan ne var ki korhduñ dedüm
anda dahı erem begem deyü öginmedüm
ögünen erleri hoş görmedüm
elüñe girmişiken mere kâfir öldür meni yitür meni
sal kılıcuñ kes başum kılıcuñdan saparum yok
gendü aslum gendü köküm sımagum yok
oguz erenleri tururiken seni ögmegüm yok

dedi kazan burada bir dahı soylamış

arkıç ırda yaykanur ummân deñizinde
sarp yerlerde yapılmış kâfir şehri
saga sola çırpındı urur yüzgeçleri
su dibinde döner bahrîleri
tañrı menem deyü çagrışur ‘âşîleri
onıñ koyup tersin okur kızı gelini
altun aşuk oynar sancıdanuñ begleri
altı katla oguz vardı alımadı ol kal’eyi
altı baş erile men kazan vardum
altı güne komadum anı aldum
kelîsâsın yıkup yerine mescid yapdum bañ bañlatdum
kızını gelinini ag gögsümde oynatdum
beglerin kul etdüm
anda daı erem begem deyü öginmedüm
ögünen erenleri hoş görmedüm
elüñe girmişiken mere kâfir ölür meni yitür meni
kılıcuñdan saparum yok
gendü aslum gendü köküm sıgum yok

dedi kazan gene soylamış eydür

arkıç kızda dönderdügüm mere kâfir senüñ babañ
şakkına imrendügim senüñ kızuñ gelinüñ
agcakala sürmelüde at oynatdum
atıla kârûn eline çapkun tdüm
ak hisâr kal’esinüñ burcın yıkdum
ag akça getürdiler pûldur dedüm
kızıl altun getürdiler bakırdır dedüm
ala gözlü kızın gelinin getürdiler aldanmadum
kelîsâsını yıkdum mescid yapdum
altunı gümişi yagmalatdum
anda dahı erem begem deyü öginmedüm
ögünenleri hoş görmedüm
elüñe girmişiken mere kâfir öldür meni yitür meni
gendü aslum köküm sımagum yok
seni ögmegüm yok

Reklam

dedi kazan beg burada bir dahı soylamış eydür

ak kayanuñ kaplanınuñ erkeginde bir köküm var
ortaç kırda sizüñ geyiklerüñüz tozgurmaya
ak sazuñ aslanında bir köküm var kaz
alaca yurduñı turgurmaya
azu ay kurd etügi erkeginde bir köküm var
agca yañal tümen koyunuñ gezdürmeye
ag sunkur kuşı erkeginde bir köküm var
ala ördek kara kazuñ uçurmaya
kalın oguz elinde bir oglum var uruz adlu
bir kartaşum var kara göne adlu
yeñiden toganuñı dirgürmeyeler
elüñe girmişiken mere kâfir öldür meni yitür meni
kılıcuñdan saparum yoh
gendü aslum sımagum yoh

dedi bir dahı soylamış eydür

it gibi kev kev eden çerkez hırslı
küçücek toñuz şölenli
bir torba saman döşekli
yarım kerpiç yasduklı
yonma agaç tañrılı
köpegüm kâfir
oguzı görüriken seni ögmegüm yok
andan öldürüriseñ mere kâfir öldür meni
öldürmeziseñ kâdir korısa öldüreyim kâfir seni

dedi kâfirler eydür

bu bizi ögmedi gelüñ bunı öldürelüm dediler kâfir begleri derildiler geldiler yene eyitdiler

nunuñ oglı var kardaşı var bunı öldürmek olmaz dediler getürdiler toñuz tamına habsa saldılar at ayagı külüg ozan dili çüvek olur kazanuñ ölüsini dirisini kimse bilmedi meger hânum kazanuñ bir oglancugı varıdı böyüdi yigitçük oldı bir gün ata binüp dîvâna gelüriken bir kişi eydür

meger sen hân kazanuñ oglı degülsin dedi uruz kakıdı eydür

meger sen hân kazanuñ oglı degülsin dedi uruz kakıdı eydür

mere kavat menüm babam bayındır hân degülmidür eyitdi
yok ol ananuñ babasıdur senüñ dedeñdür urzu
mere yâ benüm babam ölümidür dirimidür dedi eyitdi

diridür tomanın kal’esinde tutsakdur dedi böyle degeç oglan agladı melûl oldı atını kayıtdı gerü döndi atasına geldi burada atasına soylamış görelüm hânum ne soylamış eydür

mere ata men hân oglı degülmişem
hân kazan oglı imişem
mere kavat kızı munı maña neçün demezidüñ
ana hakkı tañrı hakkı degülmişse
kara pûlâd üz kılıcum tartayıdum
gâfillüce görklü başuñ keseyidüm
alca kanuñ yeryüzine dökeyidüm

dedi anası agladı eydür

ogul babañ sagdur amma söyleme korhudımum kâfire varasın gend’özüñi urasın helâk olasın anuñiçün saña demezidüm cânum ogul ddei amma emmüñe adam sal gelsün görelüm ne der dedi adam saldı emmisini ohıdı geldi uruz eydür

men babam tutsak oldugı kal’eye gederem ittifâkıla tanuşuk kıldılar cemi beglere haber oldı uruz babasına geder yaragıla gelüñ dediler leşker derildi geldi alp uruz çadırların açdurdı cebehânesin yükletdi kara göne çeri başı oldı borı agırdup göçdiler yola girdiler yol üzerinde kâfirüñ ayasofyası öarıdı keşîşler bekleridi gayet sarp kelîsâyıdı atdan enüp tâcir tonın geydiler bâzirgân suretinde katır deve çekdiler geldiler kâfirler gördiler gelenler tâcire beñzemez kaçdılar kal’eye girdiler kapuların yapdılar burca çıkup kimlersiz ddeiler bunlar eyitdi

bâzirgânlaruz dediler kâfirler yalan söylersiz deyü taşa tutdılar uruz atdan endi eydür

hay atamuñ altun kadehinden şarâb içen meni seven atdan ensün bunuñ kapusına birer gürz uralum dedi on altı yigit sıçrayup atdan endiler kalkan yapındılar gürzlerin omuzlarına urdılar kapuya geldiler birer gürz urup kapuyı uvatdılar içerü girdiler buldukları kâfiri kırdılar dil çıkartmadılar malını yagmaladılar çeri üzerine geldiler kondılar meger bir sıgırtmaçları varıdı gördi kim kal’eyi aldılar kaçdı teküre vardı ayasofya alındugın haber verdi ne oturursız üzerüñüze yagı geldi başuñuz yaragın görüñ dedi tekür beglerin cem eyledi bunlarıla ne müdârâ kılalum dedi begler eyitdiler bunuñ müdârâsı oldur kim kazanı çıkaravuz anlara berâber edevüz bu sözi maslahat gördiler vardılar kazanı çıkarup tekür öñine getürdiler tekür eydür

kazan beg üzerümüze yagı geldi bu yagıyı üzerümüzden ırarısañ seni koyu verelüm dediler hem harâca mutî olalum sen dahı and iç kim bu bizüm ele yagılıga gelmeyesin dedi kazan eydür

vallâhi billâhi togrı yolı görüriken egri yoldan gelmeyelüm dedi kâfirler kazan eyü and içdi deyü sevnidiler tekür çerisin devşirüp meydâna geldi çadır tikdürdi kâfir leşkeri kazanuñ üzerine yıgıldı kazana geyim getürdiler kılıç ve süñü ve çomak ve sâyir ceng aletin geydürüp tonatdılar bu mahalda oguz erenleri alay alay geldi güpür güpür tavullar nakaralar çalındı kazan gördi kim leşker öñince bir ag boz atlu ag alemlü bek demür tonlu oguzuñ öñince geldi çadırın dökdürdi alay bagladı turdı anuñ ardınca kara göne geldi alay bagladı turdı hemân burada kazan at meydâna sürdi karîm diledi boz atlu beyrek at depdi meydâna girid kazan burada soylamış görelüm hânum ne soylamış eydür

kalkubanı yerinden turan yigit
ne yigitsin
egini bek demür tonın geyen yigit
ne yigitsin
aduñ nedür yigit degil maña

dedi beyrek burada soylamış eydür

mere kâfir sen meni bilmezmisin
barañsaruñ bayburd hisârından parlayup uçan
adahlusın ayruklar aluriken tutup alan
bay bora hân oglı bamsı beyrek maña derler
gel berü mere kâfir dögişelüm

dedi kazan burada bir dahı soylamış eydür

mere yigit öñince bu çerinüñ
bir ak sancaklu ala
çıkdı çadırın elden öñdin dikdi
ag boz ata binen ol yigit
ne yigitdür kimüñ nesidür
yigit başuñiçün degil maña

beyrek eydür

mere kâfir kimüñ nesi olsa gerek begümüz kazanuñ oglıdur dedi kazan göñlinden eydür

elhamdülillâh menüm oglancugum böyük er olmış dedi beyrek mere kâfir nece bir onı bunı sorarsın maña dedi kazanuñ üzerine at saldı perlü gürzini eline alup kazanı çaldı kazan gendüyi bildürmedi karvadı beyregi bileginden tutdı tartdı çomagını elinden aldı beyregüñ eñsesine bir çomag urdı beyrek at boynın kucakladı kayda döndi kazan eydür

bayrek var begüñe eyit gelsün dedi bunu gördi eylik koca oglı dönebilmez dölek evren meydâna girdi kazan burada soylamış eydür

alar tañla yerinden turan yigit
ne yigitsin
sedevî atın oynadı gelen yigit
ne yigitsin
er erden adun yaşurmak ayb olur
aduñ nedür yigit degil maña

hdedi dölek evren eydür

mere kâfir menüm adum bilmezmisin
horlayan elden çıkan elli yedi kal’enüñ kilidini alan
eylik koca ogmı dönebilmez dölek evren maña derler

dedi süñüsin eline alup at saldı kazanı sançam dedi sançımadı öte geçdi kazan at depdi süñüsin çeküp elinden aldı depesine urdı pâre pâre oldı uvandı eydür

mere kavat oglı kavat begüñe de gelsün dedi ol dahı kayda döndi kazan yene er diledi dozan oglı oglı alp rüstem at depdi meydâna girdi kazan burada gene soyladı eydür

kalkubanı yerinden turı gelen
kazılık atın butun binen
ne yigitsin aduñ nedir degil maña

dedi alp rüstem eydür

kalkubanı yerinden turı gelen
iki kardaş bebegin öldürüp zelîl gezen
dozan oglı alp rüstem maña derler

dedi ol dahı kazana at saldı alam dedi alımadı kazan beg buña dahı bir darb urdı eydür

mere kavat var begüñe de gelsün dedi ol dahı döhdi kazan gerü er diledi uruzuñ cılavasın emmisi kara göne tutmışıdı çekdi añsuzın elinden aldı kılıcını tartdı babasınuñ üzerine at saldı tarvandurmadı çignine kılıç endürdi geyimini kesdi omzına dört parmak deñlü rahm urdı alca kanı şorladı koynına endi uruz gene döndi ki bir dahı çala kazan burada çagırup oglına soylar görelüm hânum ne soylar eydür

kara tagum yüksegi ogul
karañulu gözlürüm aydını ogul
alpum uruz aslanum uruz
ag sakallu babaña kıyma ogul

dedi uruzuñ şefkat tamarları kaynadı kara kıyma gözleri kan yaş todı atdan yere endi atasınuñ elin öpdi kazan dahı ahtarıldı yere endi oglınuñ boynın öpdi begler kazanıla oglınuñ üzerine at saldılar çevre aldılar çemîsi atdan enüp kazanunuñ elin öpdiler yöriyüben kâfire at saldılar kılıç urdılar derelerde depelerde kâfire kırgun girdi kal’eyi aldılar kelîsâsın yıkup mescid yapdılar kanlu kâfir elinden babasını tartup aldı kalın oguz eline gelüp çıkdı agca yüzlü atasına muştucı saldı kaza beñzer kızı gelini kazana karşu gelüp elin öpdiler ayagına düşdiler kazan görklü çemene çadır otak dikdürdi yedi gün yedi gece toy dügün edüp yeme içme oldı dedem korkud geldi kopuz çaldı gâzî erenler başına ne geldügin söylediler

kanı ögdügümüz yeg erenler
dünyâ menüm deyenler
ecel aldı yer gizledi
fânî dünyâ kime kaldı
gelimlü gedimlü dünyâ
ölüm vaktı geldüginde arı imândan ayırmasun
kâdir seni nâmerde muhtac etmesün
beş kelime du’a kılduk kabul olsun
amîn amîn oeyenler dîdâr görsün
günâhuñuzı adı görklü muhammed mustafa hürmetine bagışlasun hânum hey

Bunları da sevebilirsiniz

Bu duyguyu anlatan şiirler