İçeriğe geç
13 Ekim 2026, Salı Günün dizesi: “Yâ Rab bela-yı aşk ile kıl âşîna beni”

Bülbül

Mehmet Âkif Ersoy · Safahat, Hâtıralar

Bütün dünyaya küskündüm, dün akşam pek bunalmıştım;
Nihâyet, bir zaman kırlarda gezmiş, köyde kalmıştım.

Şehirden kaçmak isterken sular zaten kararmıştı.
Pek ıssız bir karanlık sonradan vadiyi sarmıştı.

Işık yok, yolcu yok, ses yok, bütün hilkat kesilmiş lâl;
Bu istiğrâkı tek bir nefha olsun etmiyor ihlâl.

Muhitin hâli insaniyetin timsalidir sandım;
Dönüp maziye tırmandım, ne hicranlar.. neler andım!

Çıkarken haşrolup beynimden artık bin müselsel yâd,
Zalâmın sinesinden fışkıran memdad bir feryad,

O müstağrak, o durgun vecdi nâ-gâh öyle coşturdu:
Ki vadiden bütün yer yer enînler çağlayıp durdu.

Ne muhrik nağmeler, yâ Rab, ne mevc-a-mevc demlerdi!
Ağaçlar, taşlar ürpermişti, güya Sûr-ı Mahşer’di!

– Eşin var, aşiyanın var, baharın var, ki beklerdin,
Kıyametler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin?

O zümrüd tahta kondun, bir semâvî saltanat kurdun;
Cihanın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun.

Bugün bir yemyeşil vâdî, yarın bir kıpkızıl gülşen..
Gezersin, hân u manın şen, için şen, kainatın şen.

Hazansız bir bahar isterse şayed ruh-ı ser-bazın,
Ufuklar, bu’d-i mutlaklar bütün mahkûm-ı pervazın.

Değil bir kayda, sığmazsın -kanatlandın mı- eb’ada;
Hayatın en muhayyel gayedir ahrara dünyâda.

Neden öyleyse matemlerle eyyamın perişandır?
Niçin bir damlacık göğsünde bir umman huruşandır?

Hayır! Matem senin hakkın değil.. Mâtem benim hakkım:
Asırlar var ki, aydınlık nedir, hiç bilmez âfâkım.

Teselliden nasibim yok.. hazan ağlar baharımda..
Bugün bir hân u mansız serseriyim öz diyarımda!

Ne hüsrandır ki: Şark’ın ben vefasız, kansız evlâdı,
Ser-â-pâ Garb’a çiğnettim de çıktım hâk-i ecdâdı!

Hayâlimden geçerken şimdi fikrim herc ü merc oldu,
Salahaddin-i Eyyubi’lerin, Fatih’lerin yurdu.

Ne zillettir ki: Nâkûs inlesin beyninde Osman’ın;
Ezan sussun, fezalardan silinsin yâdı Mevlâ’nın!

Ne hicrandır ki en şevketli bir mâzi serab olsun;
O kudretler, o satvetler harab olsun, turab olsun!

Çökük bir kubbe kalsın ma’bedinden Yıldırım Han’ın;
Şenaatlerle çiğnensin muazzam kabri Orhan’ın;

Ne heybettir ki, vahdetgahı dinin devrilip, taş taş,
Sürünsün şimdi milyonlarla mevasız kalan dindaş!

Hesabsız bî-günah işkenceler altında kıvransın;
Serilmiş gövdeler, binlerce, yüz binlerce doğransın;

Dolaşsın sonra İslâm’ın haremgâhında nâ-mahrem!….
Benim hakkım.. sus ey bülbül!.. Senin hakkın değil matem.

Mehmet Âkif Ersoy · diğer şiirleri

Tüm şiirleri

Düşüncenizi yazın

E-posta adresiniz yayımlanmaz.