İçeriğe geç
18 Ekim 2026, Pazar Günün dizesi: “Nevruzda bulut lalenin yüzünü yıkayınca,”
Dede Korkut

Begil Oğlu Emren

Bayındır Han'a küsen Begil'in avda ayağı kırılınca, yurdunu basan tekfurun karşısına çıkan oğlu Emren'in hikâyesi.

Dede Korkut14 dk okuma
Paylaş
Al aygırıyla tekfurun karşısına çıkan Emren; Begil Oğlu Emren hikâyesi için temsilî çizim
Görsel: yapay zekâ ile üretilmiştir (Higgsfield).

İlk yayımlandığı eser: Kitâb-ı Dedem Korkut Alâ Lisan-ı Tâife-i Oğuzân (Dresden nüshası)

Bu sayfada Dede Korkut hikâyelerinin dokuzuncusu olan Begil Oğlu Emren’in bugünkü Türkçeyle özeti, ana fikri, karakterleri ve eski kelimeleri yer alıyor. Hikâyenin Dresden nüshasındaki özgün metni sayfanın sonunda.

Begil Oğlu Emren, Dede Korkut Kitabı’nın dokuzuncu hikâyesidir. Sınır boyunu bekleyen bir beyin kırılan gururunu ve kırılan ayağını, yurdunu korumak için savaşa giren oğlunun da Allah’a sığınarak kazandığı zaferi anlatır.

Reklam

Begil Oğlu Emren hikâyesinin özeti

Bir gün Bayındır Han’a Gürcistan’dan haraç olarak bir at, bir kılıç ve bir çomak gelir. Bayındır Han üzülür, çünkü her yıl gelen altın akçeyi yiğitlere dağıtıp gönüllerini hoş ederdi; bunları kime vereceğini bilmez. Dede Korkut üçünün birden bir yiğide verilmesini ve onun Oğuz’un sınır bekçisi olmasını önerir. Beylerden kimse razı olmaz; yalnızca Begil razı olur. Dede Korkut kılıcı beline bağlar, çomağı omzuna koyar, yayı koluna geçirir. Begil obasıyla göçüp Berde ve Gence’ye, Gürcistan sınırına yerleşir. Sınırı bekler, gelen kâfirin başını Oğuz’a armağan gönderir ve yılda bir kez Bayındır Han’ın divanına gelir.

Yine divana çağrıldığı bir gün Bayındır Han onu ağırlar ve şerefine bir av düzenler. Avda beyler atlarını, kılıçlarını, ok atışlarını över. Salur Kazan ise kendini değil, beylerin hünerini anlatır: Begil ava çıktığında ok atmaz, yayını geyiğin boynuna geçirip onu yere çeker; zayıfsa kulağını kesip bırakır, semizse boğazlar. Beyler kulağı kesik bir geyik avlasalar onu Begil’e gönderirler. Bayındır Han, “At işlemese er övünmez; bu hüner atındır” der. Bu söz Begil’in ağrına gider. Hana küser, divandan çıkıp evine döner.

Begil, karısına Bayındır Han’ın kendisinden yüz çevirdiğini, obasını göçürüp Gürcistan’a gideceğini ve Oğuz’a asi olacağını söyler. Karısı ise padişahların Tanrı’nın gölgesi olduğunu, padişahına asi olanın işinin rast gitmeyeceğini söyler ve onu ava çıkıp gönlünü açmaya yollar. Begil avda bir geyiği kovalarken yayının kirişini onun boynuna atar; geyikle birlikte uçar, sağ uyluğu kayaya çarpıp kırılır. Kimseye bir şey söylemeden ayağını sarar, atının yelesine yapışarak evine döner. Oğlu Emren babasının yüzünün sarardığını görünce kâfirle mi karşılaştığını sorar; Begil onu yatıştırır. Beş gün divana çıkmaz, bir gece acıyla inleyince karısına durumu anlatır. Karısı bunu hizmetçiye, hizmetçi kapıcıya söyler ve haber bütün orduya yayılır.

Kâfirin casusu, Begil’in atından düşüp ayağının kırıldığını tekfura bildirir. Tekfur Şökli Melik, Begil’i yatağında yakalayıp başını kesmeyi, ordusunu yağmalamayı ister. Begil’in de kâfir arasında bir casusu vardır; düşmanın geldiğini haber verir. Begil oğlu Emren’i çağırır ve Bayındır Han’a gidip Kazan Bey’den yardım istemesini söyler. Emren ise bunu kabul etmez: Kazan’ın elini öpmeyecektir; babasından atını, demir zırhını, kılıcını, mızrağını, okunu ve üç yüz yiğidini ister ve düşmana kendisi gideceğini söyler.

Begil’in al aygırını gören kâfirler önce kaçmayı düşünür; ama casus atın üstündeki kişinin Begil değil, bir kuş kadar genç bir oğlan olduğunu söyler. Kâfir oğlanı korkutmak için onun atıyla, kılıcıyla, yayıyla, yiğitleriyle alay eder. Emren de her birine karşılık verir. Kâfirler kim olduğunu sorunca, “Ben Begil’in oğluyum” der. Tekfur altı perli gürzüyle Emren’in üstüne yürür. Kalkanı parçalanır, miğferi ezilir; gürzle, kılıçla, mızrakla döğüşürler, birbirlerini yenemezler. At üstünden kapışınca tekfurun gücü ağır basar ve Emren zebun olur.

Emren bunun üzerine Allah’a yalvarır: “Yücelerden yücesin, yüce Tanrı; kimse bilmez nicesin, görklü Tanrı…” Kâfir, kendisinin yetmiş iki puthanesi olduğunu söyleyip onunla alay eder. Emren ise âlemleri yoktan var eden Allah’a sığındığını söyler. Allah, Cebrail’e Emren’e kırk erin gücünü vermesini buyurur. Emren tekfuru kaldırıp yere çalar ve boğazına sarılır. Tekfur aman diler, Emren’in dinine girer. Öteki kâfirler kaçar, Oğuz akıncıları ganimet alır. Babası Emren’i kucaklar. Emren Bayındır Han’ın divanına gider; Bayındır Han ona Kazan oğlu Uruz’un sağ yanında yer gösterir ve ona kaftan giydirir.

Begil Oğlu Emren hikâyesinin ana fikri

Kırılan gurur insanı yanlış kararlara sürükleyebilir; sağduyu ve inanç ise doğru yolu gösterir. Begil’in karısının öğüdü onu asi olmaktan alıkoyar; oğlu Emren de yurdunu ve babasını kendi gücüyle, ama asıl Allah’a sığınarak korur. Hikâye bir sırrın nasıl kolayca yayılabileceğini ve bunun düşmana fırsat verebileceğini de gösterir.

Begil Oğlu Emren hikâyesinin karakterleri

  • Emren: Begil’in oğlu. Genç, cesur ve gururludur; babası yaralıyken yurdunu korur, Allah’a sığınarak tekfuru yener.
  • Begil: Oğuz’un Gürcistan sınırını bekleyen bey. Usta bir avcıdır; Bayındır Han’ın sözüne gücenir.
  • Begil’in karısı: Kocasını asi olmaktan vazgeçiren akıllı bir kadın.
  • Bayındır Han: Oğuzların hanlar hanı; “Hüner atındır” diyerek Begil’i küstürür.
  • Salur Kazan: Avda Begil’in hünerini anlatan bey.
  • Dede Korkut: Haracın sınır bekçisine verilmesini önerir ve silahları Begil’e kendi eliyle kuşandırır.
  • Şökli Melik (tekfur): Begil’in yaralı olduğunu duyup yurdunu basan kâfir beyi; sonunda Müslüman olur.

Mekân, zaman ve anlatıcı

Mekân: Bayındır Han’ın otağı ve divanı, av yapılan dağlar, Begil’in yerleştiği Berde ve Gence ile Gürcistan sınırı ve Emren’in tekfurla karşılaştığı meydan.

Zaman: Oğuzların destanî dönemi. Begil’in sınıra yerleşmesinden yıllar sonra geçen bir divan, ardından birkaç günlük av ve savaş.

Anlatıcı: “Hanım hey” diye seslenen ozan, ilahi bakış açısıyla anlatır; Allah’ın Cebrail’e verdiği buyruğu bile aktarır. Begil ile karısının, Begil ile oğlunun ve Emren ile tekfurun soylamaları hikâyenin şiirli bölümleridir.

Hikâyedeki eski kelimeler

  • Haraç: Bir ülkenin başka bir hükümdara ödediği vergi.
  • Karavul: Sınır bekçisi, gözcü.
  • Çomak: Ucu topuzlu savaş sopası.
  • Divan: Hükümdarın beyleriyle toplandığı meclis.
  • Uyluk: Kalçadan dize kadar bacak kısmı.
  • Karavaş: Hizmetçi kadın, cariye.
  • Puthane: Put evi, tapınak.
  • Pençik (pençe): Ganimetten hükümdara ayrılan beşte birlik pay.
  • Âsi: Başkaldıran, isyancı.

Dede Korkut’un öteki hikâyeleri: Dirse Han Oğlu Boğaç Han, Salur Kazan’ın Evinin Yağmalanması, Bamsı Beyrek, Kazan Bey Oğlu Uruz Bey’in Tutsak Olması, Duha Koca Oğlu Deli Dumrul, Kanlı Koca Oğlu Kan Turalı, Kazılık Koca Oğlu Yigenek, Basat’ın Tepegöz’ü Öldürmesi, Uşun Koca Oğlu Segrek, Salur Kazan’ın Tutsak Olup Oğlu Uruz’un Çıkarması, İç Oğuz’a Dış Oğuz Asi Olup Beyrek’in Ölmesi. On iki hikâyenin hepsini bir arada Dede Korkut hikâyeleri yazımızda, Türk destan geleneğini Destan nedir? yazımızda bulabilirsiniz.


Özgün metin (Dresden nüshası)

Aşağıdaki metin, Vikikaynak’taki Dresden nüshası çeviriyazısından alınmıştır. Metin kitabın yazıldığı Eski Anadolu Türkçesiyledir; yazım ve imla, kaynaktaki gibi korunmuştur. Satır satır verilen bölümler, kahramanların şiirli konuşmaları olan soylamalardır.

Begik oglı emrenüñ boyını beyân eder

kamgan oglı hân bayındır yerinden turmışıdı ag ban evini kara yerüñ üzerine dikdürmişidi ala sayvân gökyüzine esenmişidi biñ yerde ipek hâliçâsı döşenmişidi iç oguz taş oguz begleri yıgnak olmışıdı tokuz tümen gürcistânuñ harâcı geldi bir at bir kılıç bir çomak getürdiler bayındır hân katı saht oldı dedem korkud geldi şâdılık çaldı hânum neye saht olursın dedi eydür

neçe saht olmayam her yıl altun akça gelüridi yigide yeñile verüridük hâtırları hoş olurıdı şimdi bunı kime verür kim hâtırı hoş ola dedi dede korkud eydür

hânum bunuñ üçini dahı bir yigide verelüm dedi oguz eline karavul olsun dedi hân bayındır kime verelüm dedi sagına solına bakdı kimse râzî olmadı begik derleridi bir yigit varıdı aña bakdı eydür

sen ne dersin begil râzî oldı kalkdı yer öpdi dedem korkud himmet kılıcın beline bagladı çomagı omuzına bırakdı yayı karusına geçürdi şehbâz aygırlı çekdürli berde bindi hısmını kavmını ayırdı evini çözdi oguzdan göç eyledi berdeye genceye varup vatan tutdı tokuz tümen gürcistân agzına varup kondı karavallık eyledi yad kâfir gelse başın oguza armagan gönderdi yılda bir kerre bayındır hân dîvânına varurıdı yene bayındır hândan âdam geldi tez gelsin deyü pes begil geldi peşkeşin çekdi bayındır hânuñ elin öpdi hân dahı begili konukladı yahşı at yahşı kaftan vâfir harclık verdi üç gün tamâm agırladı üç gün dahı begili av şikâr etiyile konuklayalum begler dedi av çagırtdılar çün av yaragı oldı kim atın öger kim kılıcın kim çeküp oh atmagın öger salur kazan ne atın ögdi ne gendin ögdi ammâ beglerüñ hünerin söyledi üç yüz altmış altı alp ava binse kanlu geyik üzerine yöriyiş olsa begil ne vay kurarıdı ne oh atarıdı hemân yayı bilüginden çıkarurıdı boganuñ sıgınuñ boynına atarıdı çeküp turgururıdı aruk olsa kulagın dileridi avda bellü olsun deyü ammâ semüz olsa bogazlarıdı arık olsa bogazlarıdı eger begler geyik alsa kulagı dilüm olsa begil sevincidür deyü begile gönderürleridi kazan beg eydür

bu hüner atuñmıdur erüñmidür

hânum erüñdür dediler hân eydür

yok at işlemese er öginmez hüner atuñdur dedi bu söz begile hoş gelmedi begil eydür

alplar içinde biri kuskunumuzdan balçga baturduñ dedi bayındır hânuñ yahşısın öñine dökdi hâna küsdi dîvândan çıkdı atın çekdiler ala gözlü a yigitlerin alup evine geldi oglancukları karşu geldi uhşamadı ag yüzlü hâtûnına söylemedi hâtûn burada soylamış görelüm hânum ne soylamış eydür

altun tahtum eyesi begüm yiğit
göz açuban gördügüm
göñül verüp sevdügüm
kalkubanı yerüñden turı geldüñ
ala gözlü yigitlerüñ yanuña salduñ
arku beli ala tagdan dünin aşduñ
akındılı görklü sudan dünin geçdüñ
ag alınlu bayındır hânuñ dîvânına dünin varduñ
begelerile yedüñ içdüñ
kavumlu kavmıyıla kekişdimi
garîb başuñ gavgada kaldımı
kanı hânum altuñda yahşı atuñ yok
alnuñda altun ışık cübbesi yok
ala gözlü beyeklerüñ uhşamazsın
agca yüzlü görklüñ ile söyleşmezsin
nedür hâluñ

dedi begil soylamış görelüm hânum ne soylamış eydür

kalkubanı yerümden turı geldüm

yelisi kara kazılık atın butun bindüm
arku beli ala tagdan dünin aşdum
akındılı görkli suyı dilüp dünin geçdüm
ag alınlu bayındıruñ dîvânına çapar vardum
ala gözlü begler ile yedüm içdüm
kavımlı kavmıyıla görklü gördüm
hânumuzuñ nazarı bizden dönmiş gördüm
eli güni göçürüñ
tokuz tümen gürcistâna gedelüm
oguza ‘âşî oldum bellü bilüñ

dedi hâtûn eydür

yigidüm beg yigidüm pâdişâhlar tañrınuñ gölgesidür pâdişâhına ‘âşî olanuñ işi râst gelmez arı göñülde pas olsa şarâb açar sen gedeli hânum arkurı yatan ala taglaruñ avlanmamışdur ava bingil göñlüñ açılsun dedi begil gördi hâtûn kişinüñ ‘aklı kelecisi eyüdür kazılık atın çekdürüp butun bindi ata getdi av avlayu gezeriken öñinden bir pârelü geyik çıkdı begil buña at saldı boganuñ ardından erdi yay kirişin boynına atdı boga bile uçdı sag uylugı kayaya tokındı sındı begil örü turdı agladı eydür

ulu oglum ulu kardaşum yok hemân bilüinden gez çıkarup atınuñ terkilerini tartdı ürdi kaftanı altından ayagın berk sardı at var kuvvetile atınuñ yelisine düşdi avcılardan ayru dülbendi bogazına geçdi ordusını ucına geldi oglancugı emren bahâdur babasına karşu geldi gördi beñzi sararmış dülbendi bogazına geçmiş yoldaşlarını sorup oglan burada soylamışgörelüm hânum ne soylamış

kalkubanı yerüñden turı geldüñ
yelisi kara kazılık atuñ butun bindüñ
arkurı yatan ala taglar etegine ava varduñ
kara tonlu kâfirlere ugraduñmı
ala gözlü yigitlerüñ kırdurduñmı
agır dilden birkaç kelime haber maña
kara başum kurbân olsun agam saña

dedi begil oglına soylamış görelüm hânum ne soylamış eydür

ogul ogul ay ogul
kalkubanı yerümden turı geldüm
kara taglar öñine ava bindüm
kara tonlu kâfirlere ugramadum
ala gözül yigitlerüm kırdırmadum
sagdur esendür yigitlerüm

ogul kayurma üç gündür koşlıgum yoh ogul at üzerinden meni kap döşegime çıkar dedi aslan enügi yene aslandur atası at üzerinden karvadı tutdı döşegine çıkardı cübbesin üzerine büridi kapusın örtdi bu yaña yigit yeñil gördiler kim av bozılmış her biri evlü evine geldi baña beş gün oldı dîvâna çıkmadı ayagınuñ sındugını kimseye demedi bir gece döşeginde katı katı iñledi ah etdi hâtûnı eyitdi

beg yigidüm kalabalık yagı gelse kayıtmaz idüñ butuña ala oh tohınsa iñlemez idüñ kişi koynında yatan helâlına sirrin demzmi olur nedür hâlun dedi begil eydür

görklüm atdan düşdüm ayagım sındı dedi avrat elin eline çaldı karavaşa söyledi karavaş çıkup kapucıya söyledi otuz iki dişden çıkan bütün orduya yayıldı begil atdan düşmiş ayagı sınmış deyü meger kâfirüñ câsûsı varıdı bu haberi eşidüp vardı teküre haber verdi tekür eydür

Reklam

kalkubanı yerüñüzden örü turuñ
yatur yerde beg begili tutuñ
ag ellerin karusından baglañ
gafillüce görklü başın kesüñ
alca kanın yeryüzine döküñ
elin güniñ çapuñ
kızın gelinin yesîr edüñ

dedi meger begilüñ de anda câsûsı hâzırıdı begile haber gönderdi eydür

baş yaragın eyleñ üzeriñüze yagı gelür dedi begil yokaru bakdı gök ırak yer katı dedi oglancugın yanına getürüp soylamış görelüm hânum ne soylamış eydür

ogul ogul ay ogul
karañulıca gözlerüm aydını ogul
güçlü belüm kuvveti ogul
gör âhır neler oldı
neler kopdı menüm başuma
dedi
kalkubanı ogul yerümden turı geldüm
boynı sınsun al aygırı butun bindüm
av avlayup kuş kuşlayup gezeriken
buñaldı sürçdi meni yere çaldı
sag uylugum sındı
menüm kara başıma neler geldi
kara kara taglardan haber aşmış
kanlu kanlu sulardan haber geçmiş
demür kapu dervendinden haber varmış
alaca atlu şökli melik katı puşmuş
pusdugından kara taglara tuman düşmiş
yatdugı yerde beg begili tutuñ demiş
karusından ag ellerin baglañ demiş
kan alaca ordusını çapuñ demiş
agca yüzlü kızını gelinini yesîr eyleñ demiş
kalkubanı ogul yerüñden turı gelgil
yelisi kara kazılık atuñ butun bingil
arkurı yatan ala tagı dünin aşgıl
ag alınlu bayundur hânuñ dîvânına dünin vargıl
agır dilden bayındıra selâm vergil
beglerbegi olan kazanuñ elin öpgil
ag sakallu babam buñlu degil
elbetde ve elbetde kazan beg maña yetişsün dedi degil
kızum gelinüm esîr getdi bellü bilgil

dedi bu arada oglan babasına soylamış görelüm hânum ne soylamış

baba ne söylersin ne eydürsin

bagrumıla yüregim ne taglarsın
kalkubanı yerümden turmagum çok
yelisi kara kazılık atuma binmegüm çok
arku beli ala tagı avlayuban aşmagum yok
ag alıtlu kazılık bayındıruñ dîvânına varmagum yok
kazan kimdür men anuñ elin öpmegüm yok
altuñdagı al aygırı maña vergil
kan derledi çapdurayım senüñ içün
egini bek demür tonuñ maña vergil
beñi yaka dikdüreyim senüñ içün
kara pûlâd üz kılıcuñ maña vergil
gafillüce başlar keseyim senüñ içün
kargu talı süñüñi maña vergil
gögsinden er sancayım senüñ içün
ag yeleklü ötkün ohuñ maña vergil
erden ere geçüreyim senüñ içün
ala gözlü üç yüz yigüdüñ maña vergil
yoldaşlıge dîn-i muhammed yolına dürişeyim senüñiçün

dedi begil eydür öleyim agzuñ içün ogul ola kim menüm geçmiş günümi añdurtmayasın dedi

mere geyimüm getürüñ oglum geysün al aygırum getürüñ oglum binsün el ürkmedin oglum meydâna varsun girsün dedi oglanı tonatdılar atasıyıla anasıyıla geldi görişdi ellerin öpdi üç yüz yigidi yanına bırakdı meydâna vardı al aygır kaçan kim yagı kohusın alsa ayagın yere dögeridi tozı göge çıkardı kâfirler eydür

bu at begilüñdür bir kaçaruz tekür eydür

mere oñat görüñ bu gelen begilise sizden öñdin men kaçaram dedi gözci gözledi gördi kim at begilüñ begil üzerinde degül ammâ bir kuş deñlü oglandur gelüp teküre haber verdi eydür

at yarak ve ışık begilüñ begil içinde degül dedi tekün eydür

yüz âdam seçilüñ tarâka çatladuñ oglanı korkuduñ oglan kuş yüreklü olur meydânı kor kaçar dedi yüz kâfir seçilüp oglanuñ üzerine gelmiş oglana kâfir soylamış görelüm ne soylamış eydür

oglan oglan ay oglan
harâmzâde oglan
altında al aygırı aruk oglan
kara pûlâd üz kılıcı gedük oglan
elindeki süñüsi sınık oglan
ag tozlu yayı gede oglan
bilüginde tokşan okı seyrek oglan
yanındagı yoldaşları çıplak oglan
karañuluca gözleri çönge oglan
şökli melik saña katı pusdı
meydândaki şol oglanı tutuñ
karusından ag ellerin baglañ
gafillüce görklü başın kesüñ
alca kanın yüzine töküñ dedi
ag sakallu babañ varısa aglatmagıl
ag bürçeklü anañ varısa bozlatmagıl
yalıñuz yigit alp olmaz
yavşan dibi berk olmaz
kadası yetliş kavat oglı kavat
kayda dön buradan

dedi oglan dahı soylamış görelüm ne soylamış eydür

herze merze söyleme mere itüm kâfir
altumda al aygırum ne begenmezsin
seni gördi oynar
egnümdeki demür tonum çignüm kısar
kara pûlâd üz kılıcum kının tograr
kargı talı şüñüm ne begenmezsin
gögsin delüp göge parlar
agca tozlu katı yayum zârî zârî iñler
sandukda ohum keşin deler
yanumda yigitlerüm savaş diler
ayp ere korku vermek ‘ayb olur
berü gelgil mere kâfir durışalum

dedi kâfir eydür oguzuñ arsuzı türkmanuñ delüsiñe beñzer baga şuña dedi tekür eydür

varuñ soruñ oglan begilüñ nesidür dedi kâfir gelüp oglana soylamış görelüm nece soylamış eydür

altuñdagı al aygırı bilürüz
begilüñdür begil kanı
kara pûlâd üz kılıcuñ
begilüñdür begil kanı
yanuñdagı yigitler
begilüñdür begil kanı
eger begil bunda imişse
geceye degin ceng edeyidük
agca yozlu katı yaylar tartışayıduk
ag yeleklü ötkün ohlar atışayıduk
sen begilüñ nesisin oglan degil mize

dedi begil oglı burada soylamış görelüm hânum ne soylamış eydür

mere kâfir sen meni bilmezmisin
ağ alıtlu bayındır hânuñ beglerbegisi
salur kazan kartaşı kara göne çapar yetdi

dönebilmez dölek evren dodan oglı alp rüstem boz atlu beyrek beg begilüñ evinde içerleridi

senden câsûs geldi
altındagı al aygıra begil meni bindürdi
kara pûlâd üz kılıcın kuvvet verdi
kargu talı süñüsin himmet verdi
yanındagı üçyüz yigidin maña yoldaşlıga koşdı
men begilüñ oglıyam
mere kâfir berü gel dögişelüm

dedi kâfir tekür eydür

katlan mere kavat oglı men saña varayım dedi altı perli gürzini ele aldı oglanuñ üzerine sürdi oglan kalkanını gürze karşu tutdı yokurudan aşaga kâfir oglanı katı urdı kalkanın uvatdı tugulgasını yogurdı kapakların sıyırdı oglanı alımadı gürzile dögişdiler kara pûlâd üz kılıcıla tartışdılar serpe serpe meydânda kılıçlaşdılar çigiyleri tograndı kılıçları uvandı birbirin alımadı kargu talı süñüler ile kırışdılar meydânda boga gibi süsişdiler gögüsleri dilindi süñüleri sındı birbirin alımadılar at üzerinden ikisi karvaşdılar tartışdılar kâfirüñ güci ziyâde oglan zebûn oldı allâh ta’âlâya yalvarup soylamış görelüm nece soylamış eydür

yücelerden yücesin yüce tañrı
kimse bilmez necesin görklü tañrı
sen âdeme tâc urduñ
şeytâna la’net kılduñ
bir suçdan ötüri dergâhdan sürdüñ
ibrâhîmi tutdurduñ
hânum göne çalgaduñ
götürüp oda atdurduñ
odı bostân kılduñ
birligüñe sıgındum
‘azîz allâh hocam maña meded

dedi kâfir eydür

oglan alınduñısa tañrıñamı yalvarursın senüñ bir tañrın varısa menüm yetmiş iki puthânem var dedi oglan eydür

yâ âşî mel’ûn sen putlaruña yalvarurısañ men ‘âlemleri yokdan var eden allâhuma sıgındım dedi hak ta’âlâ cebrâîle buyurdu kim yâ cebrâîl var şol kuluma kırk erce kuvvet verddüm dedi oglan kâfiri götürdi yere urdı burnından kanı düdeñ gibi şorladı sıçrayup şahîn gibi kâfirüñ bogazın ele aldı kâfir eydür

yigit aman sizüñ dîne ne derler dînüñe girdüm dedi parmak götürüp şehâdet getürüp müsülmân oldı kalan kâfirler bilüp meydânı salup kaçdı akıncılar kâfirüñ elin götin urup kızın gelinin esîr etdiler oglan babasına muştucı gönderdi karîmüm aldum dedi ag sakallu babası karşu geldi oglanuñ boynını kuçdı dönüp evlerine geldiler

karşu yatan kara tagdan oglana yaylak verdi
kara koçı yügrük atdan tavla verdi
agca yüzlü oglına
agca koyun şölen verdi
ala gözlü oglına al duvahlu gelin aldı
ag alınlu bayındır hâna pençik çıkardı

oglan aldı bayındır hânuñ dîvânına vardı el öpdi padişâh kazan oglı uruzuñ sag yanına aña yer gösterdi cübbe çufa çargab geyürdi

yerlü kara taglaruñ yıkılmasun
gölgelice kaba agacuñ kesilmesün
allâh veren ümedüñ üzilmesün
günâhuñuzı adı görklü muhammede bagışlasun
hânum hey

Bunları da sevebilirsiniz

Bu duyguyu anlatan şiirler