Ezelden şâh-ı aşkın bende-i fermânıyüz cânâ
Bâkî · Dîvân
Ezelden şâh-ı aşkın bende-i fermânıyüz cânâ
Mahabbet mülkünün sultânı âli-şânıyüz cânâ
Sehâb-ı lûtfun âbın teşne-dillerden diriğ itme
Bu deştin bağrı yanmış lâle-i Nu'mânıyüz cânâ
Zemâne bizde cevher sezdiğiyçün dil-hırâş eyler
Anınçün bağrımız hûndur maârif kânıyüz câna
Mükedder kılmasun gerd-i küdûret çeşme-i canı
Bilürsün âb-ı rûy-i mülket-i Osmâniyüz cânâ
Cihanı câm-ı nazmım şi'r-i Bakî gibi devr eyler
Bu bezmin şimdi biz de Câmi-i devrânıyüz cânâ
Şiirin açıklaması
Bâkî'nin kendi şairliğine ve Osmanlı'nın görkemine duyduğu gururu yansıtan bir gazeldir. Âşık burada boynu bükük bir kul değil, "sevgi ülkesinin sultanı" ve "Osmanlı ülkesinin yüz akı"dır. Son beyitteki "Câmî" hem ünlü İran şairi Câmî'yi hem de "kadeh" anlamındaki câm'ı çağrıştırır.
1. Sevgilim, ezelden beri aşk padişahının buyruğuna uyan kullarıyız; sevgi ülkesinin şanı yüce sultanıyız.
2. Lütfunun bulutundaki suyu gönlü susuzlardan esirgeme; biz bu çölün bağrı yanık gelinciğiyiz.
3. Zaman bizde cevher sezdiği için gönlümüzü tırmalar; bu yüzden bağrımız kan doludur, çünkü biz irfan madeniyiz.
4. Can pınarını keder tozuyla bulandırmasın; bilirsin ki biz Osmanlı ülkesinin yüz akıyız.
5. Şiir kadehim, Bâkî'nin şiiri gibi bütün dünyayı dolaşıyor; bu meclisin şimdi devrin Câmî'si biziz.
Sözlük
- ezel
- başlangıçsız zaman
- şâh-ı aşk
- aşk padişahı
- bende-i fermân
- buyruğa uyan kul
- mahabbet
- sevgi
- âlî-şân
- şanı yüce
- sehâb
- bulut
- teşne-dil
- gönlü susuz
- deşt
- çöl
- lâle-i Nu'mân
- gelincik
- zemâne
- zaman
- dil-hırâş
- gönül tırmalayan
- hûn
- kan
- maârif
- bilgiler, irfan
- kân
- maden
- mükedder
- bulanık, kederli
- gerd-i küdûret
- keder tozu
- âb-ı rûy
- yüz akı, onur
- câm
- kadeh
- nazm
- şiir
- Câmî
- 15. yüzyılın büyük İran şairi
Düşüncenizi yazın