Kanunî Mersiyesi
Bâkî · Dîvân (Terkib-i bend)
Ey pây-bend-i dâm-geh-i kayd-ı nâm ü neng
Tâ key hevâ-yi meşgale-i dehr-i bî-direng
An ol günü ki âhir olub nev-bahâr-ı ömr
Berg-i hazana dönse gerek ruy-ı lale-reng
Âhir mekânının olsa gerek cür’a gibi hâk
Devrân elinde irse gerek câm-ı ayşa seng
İnsân odur ki âyine veş kalbi sâf ola
Sînende n’eyler âdem isen kîne-i peleng
İbret gözünde niceye dek gaflet uyhusu
Yetmez mi sana vâkıa-i şâh-ı şîr-çeng
Ol şeh-süvâr-ı mülk-i saâdet ki rahşına
Cevlân deminde arsa-i âlem gelürdi teng
Baş eğdi âb-ı tîğına küffâr-ı Engerüs
Şemşîri gevherini pesend eyledi Freng
Yüz yire kodu lûtf ile gül-berg-i ter gibi
Sanduka saldı hâzin-i devrân güher gibi
Hakka ki zîb ü ziynet-i ikbâl ü câh idi
Şâh-ı Skender-efser ü Dârâ-sipâh idi
Gerdûn ayağı tozuna eylerdi ser-fürû
Dünyâya hâk-ı bâr-gehi secde-gâh idi
Kem-ter gedâyı az atâsı kılurdu bây
Bir lûtfu çok mürevveti çok pâd-şâh idi
Hâk-ı cenâb-ı Hazreti der-gâh-ı devleti
Fuzl u belâgat ehline ümmîd-gâh idi
Hükm-i kazâya virdi rızâyı egerçi kim
Şâh-ı kazâ-tüvân ü kader-dest-gâh idi
Gerdûn-ı dûna zâr ü zebûn oldu sanmanuz
Maksûdu terk-i câh ile kurb-ı İlâh idi
Cân ü cihânı gözlerimiz görmese n’ola
Rûşen cemâli âleme hurşîd ü mâh idi
Hurşîde baksa gözleri halkın dolagelür
Zîrâ görünce hâtıra ol meh-likaa gelür
Gün doğdu şâh-ı âlem uyanmaz mı hâbdan
Kılmaz mı cilve hayme-i gerdûn-cenâbdan
Yollarda kaldı gözlerimüz gelmedi haber
Hâk-i cenâb-ı südde-i devlet-meâbdan
Reng-i izârı gitdi yatur kendü huşk-leb
Şol gül gibi ki ayru düşübdür gül-âbdan
Gâhî hicâb-ı ebre girer Husrevâ felek
Yâd eyledikçe lütfunu terler hicâbdan
Tıfl-ı şirişki yerlere girsün duâm odur
Her kim gamından ağlamaya şeyh u şâbdan
Yansun yakılsun âteş-i hecrinle âftâb
Derdinle kara çullara girsün sehâbdan
Yâd eylesün hünerlerüni kanlar ağlasun
Tîğın boyunca kara batsun kırâbdan
Derd ü gamınla çâk-i girîban idüb kalem
Pirâhenini pâralesün gussadan âlem
Tîgın içürdü düşmene zahm-ı zebânları
Bahsetmez oldu kimse kesildi lisânları
Gördü nihâl-i serv-i ser-efrâz-ı nizeni
Ser-keşlik adın anmadı bir daha bânları
Her kande bassa pây-semendin nisâr içün
Hânlar yolunda cümle revân etdi kanları
Deşt-i fenâda murg-ı hevâ durmayub döner
Tîgın Hudâ yolunda sebîl itdi cânları
Şemşîr gibi rûy-ı zemine taraf taraf
Saldın demür kuşaklı cihân pehlevânları
Aldun hezâr büt-kedeyi mescid eyledin
Nâkuus yerlerinde okutdun ezânları
Âhir çalındı kûs-ı rahîl itdin irtihâl
Evvel konağın oldu cinân bûstânları
Minnet Hudâya iki cihânda kılub saîd
Nâm-ı şerîfin eyledi hem gaazi hem şehîd
Şiirin açıklaması
Kanunî Sultan Süleyman'ın 1566'daki Zigetvar seferinde ölümü üzerine yazılan bu mersiye, Türk edebiyatının en ünlü ağıtıdır. Bentlerden oluşan terkib-i bend biçimindedir. Şiir, dünyanın geçiciliğini hatırlatan bir uyarıyla başlar; padişahın kahramanlığını, cömertliğini ve fetihlerini anar; güneşin, bulutların ve gökyüzünün onun yasını tuttuğunu anlatır ve "hem gazi hem şehit" olarak Allah'ın rahmetine kavuştuğu müjdesiyle biter. Aşağıda mersiyenin öne çıkan beyitleri günümüz Türkçesiyle verilmiştir.
1. Ey şan ve şeref tuzağına ayağı bağlı insan! Bu vefasız dünyanın işleriyle uğraşma hevesin ne zamana kadar sürecek?
2. O günü düşün ki ömür baharı sona erecek, lâle renkli yüz sonbahar yaprağına dönecek.
4. İnsan odur ki kalbi ayna gibi saf olsun; insansan kaplan kini göğsünde ne arar?
6. O mutluluk ülkesinin usta süvarisi ki atı koşarken dünya meydanı ona dar gelirdi.
7. Macar kâfirleri kılıcının parıltısına baş eğdi; Avrupalılar kılıcının cevherini beğenip takdir etti.
8. Taze gül yaprağı gibi lütufla yüzünü toprağa koydu; zamanın hazinedarı onu bir mücevher gibi sandığa yerleştirdi.
İkinci bentten: Gün doğdu, dünya padişahı uykudan uyanmayacak mı? Gök kadar yüce çadırından görünmeyecek mi? Gözlerimiz yollarda kaldı; devlet eşiğinden bir haber gelmedi. Yanağının rengi soldu, kuru dudaklarla yatıyor; tıpkı gül suyundan ayrı düşmüş bir gül gibi.
Son beyit: Allah'a şükür ki seni iki dünyada da mutlu kıldı; şerefli adını hem gazi hem şehit eyledi.
Sözlük
- mersiye
- ağıt
- terkib-i bend
- bentlerden oluşan şiir biçimi
- pây-bend
- ayak bağı
- dâm-geh
- tuzak yeri
- nâm ü neng
- şan ve şeref
- dehr-i bî-direng
- vefasız, geçici dünya
- nev-bahâr
- ilkbahar
- berg-i hazan
- sonbahar yaprağı
- peleng
- kaplan
- şeh-süvâr
- usta binici
- rahş
- at
- teng
- dar
- âb-ı tîğ
- kılıcın parıltısı
- Engürüs
- Macar
- Freng
- Avrupalı
- sanduka
- tabut; sandık
- hâb
- uyku
- hayme
- çadır
- izâr
- yanak
- huşk-leb
- kuru dudaklı
- gül-âb
- gül suyu
- nâkûs
- kilise çanı
- saîd
- mutlu
- gazi
- savaştan zaferle dönen
Düşüncenizi yazın