Dolabnâme
Kaygusuz Abdal · Dolabnâme
Suâl ettim bu gün ben bir dolaba
Niçün dâim sürersin yüz bu âba
Niçün bağrın deliktir gözlerin yaş
Sebeb neden dolaştın bu itâba
İnildinden delindi derdli bağrım
Firâkından ciğer döndü kebâba
Ne zulmetti sana bu çerh-i gerdun
Ki derdin defteri sığmaz kitâba
Dolab eydür eyâ gözüm çerağı
İşitmeğe cevabım aç kulağı
Benim budur sorarsan sergüzeştim
Ki ben yaylar idim bir yüce dağı
Geçirmiştim serâdan göklerimi
Eriştirdim süreyyâya budağı
Durağa derneşüben kamu kuşlar
Budağında tutarlardı otağı
Öterdi tûti vü kumrî vü dürrâc
Geçirdim bir zaman bu resme çağı
Heves bâğında can mürgi gezerken
Üzüldü ömr kuşunun tuzağı
Kazâ koptu meğer dest-i Huda’dan
Ki bir şahs irişüb saldı nacağı
Delüben bağrımı taktı kemendi
Sürüdüler dolaştım her sokağı
Sokaklarda niçe müddet yaturken
Gelen geçen ururlardı ayağı
Demir mıhlar dokundu yüreğime
Kazâ destiyle çerhin çomağı
Zekeryâ gibi bağrımdan delüben
Dolab içün düzettiler yerağı
İnilerim ben anda dost deyüben
Gözüm yaşı sular büstân ü bâğı
Felek kime tatırdı bir kaşık bal
Sonunda sunmadı tâs ile ağı
Süleyman kim sürerdi tahtını yel
Son ucu toprağa kodu yanağı
İskender kim cihânı Kaf ber kaf
Tutup hükmiyle sürmüştür yasağı
Gezüb zulmet ararken âb-ı hayvan
Dolu zehr ile sundular eyağı
Kani Kayser kani Kisrâ kani Sâm
Belürmez bunların yurdu durağı
Cihânın varlığı baştan başa hep
Belâ yurdudürür mihnet ocağı
Resul buna çü beyt-ül-ankebût der
Pes ol olur mekeslerin durağı
Baka ehli fenâda mülk edinmez
Bakadır anların yeri durağı
Alâî Gaybi bundan tekke kılmaz
Hak’ın fazlıdürür ancak dayağı
Sabır seccâdesin altına salmış
Tevekkülden kuşanmıştır kuşağı
Sözünü Kaygusuz ârife söyle
Ne bilsün sükkeri dana buzağı
Şiirin açıklaması
Kaygusuz Abdal'ın en ünlü eserlerinden biri olan Dolabnâme, Yunus Emre'nin "Dertli dolap" ilahisinin izinden giden uzun bir manzumedir. Şair, sürekli dönüp inleyen bir su dolabına neden ağladığını sorar; dolap da hikâyesini anlatır: Bir zamanlar yüce bir dağda dalları Süreyya yıldızına uzanan, kuşların yuva yaptığı bir ağaçmış. Kaza gelmiş, bir balta onu devirmiş; sokaklarda sürüklenmiş, demir çivilerle çakılmış ve dolap yapılmıştır. Şimdi "dost" diye inleyerek bağları bahçeleri sular.
Şiirin ikinci yarısında dolabın acısı dünyanın geçiciliğine bağlanır: Süleyman'ın da İskender'in de, Kayser'in de Kisrâ'nın da yurdu kalmamıştır. Dünya bir örümcek yuvası gibi çürüktür; gerçek ehil, fani dünyayı mülk edinmez. Son beyitlerde şair, sabır seccadesine oturup tevekkül kuşağını kuşanmış dervişi anlatır ve sözünü yalnızca anlayana söylemeyi öğütler: "Ne bilsin şekeri dana buzağı."
Sözlük
- dolap
- su çekmek için kullanılan, döndükçe inleyen büyük tekerlek
- suâl etmek
- sormak
- âb
- su
- itâb
- azar, sitem
- kebâb
- yanmış, kavrulmuş
- çerh-i gerdûn
- dönen felek, kader
- Süreyyâ
- Ülker yıldız kümesi
- dürrâc
- keklik türünden bir kuş
- mürg
- kuş
- nacak
- küçük balta
- kemend
- ucu ilmikli ip
- mıh
- çivi
- çomak
- sopa
- büstân
- bostan, bahçe
- ağı
- zehir
- Kaf
- dünyanın çevresini kuşattığına inanılan efsanevi dağ
- âb-ı hayvan
- ölümsüzlük suyu
- Kayser, Kisrâ
- Bizans ve Sâsânî hükümdarları
- beyt-ül-ankebût
- örümcek yuvası
- mekes
- sinek
- tevekkül
- Allah'a dayanıp güvenme
- sükker
- şeker
- ârif
- anlayan, bilen
Düşüncenizi yazın