İçeriğe geç
14 Ekim 2026, Çarşamba Günün dizesi: “Yârdan cevr ü cefâ lûtf u kerem gibi gelür”

Dolabnâme

Kaygusuz Abdal · Dolabnâme

Suâl ettim bu gün ben bir dolaba
Niçün dâim sürersin yüz bu âba

Niçün bağrın deliktir gözlerin yaş
Sebeb neden dolaştın bu itâba

İnildinden delindi derdli bağrım
Firâkından ciğer döndü kebâba

Ne zulmetti sana bu çerh-i gerdun
Ki derdin defteri sığmaz kitâba

Dolab eydür eyâ gözüm çerağı
İşitmeğe cevabım aç kulağı

Benim budur sorarsan sergüzeştim
Ki ben yaylar idim bir yüce dağı

Geçirmiştim serâdan göklerimi
Eriştirdim süreyyâya budağı

Durağa derneşüben kamu kuşlar
Budağında tutarlardı otağı

Öterdi tûti vü kumrî vü dürrâc
Geçirdim bir zaman bu resme çağı

Heves bâğında can mürgi gezerken
Üzüldü ömr kuşunun tuzağı

Kazâ koptu meğer dest-i Huda’dan
Ki bir şahs irişüb saldı nacağı

Delüben bağrımı taktı kemendi
Sürüdüler dolaştım her sokağı

Sokaklarda niçe müddet yaturken
Gelen geçen ururlardı ayağı

Demir mıhlar dokundu yüreğime
Kazâ destiyle çerhin çomağı

Zekeryâ gibi bağrımdan delüben
Dolab içün düzettiler yerağı

İnilerim ben anda dost deyüben
Gözüm yaşı sular büstân ü bâğı

Felek kime tatırdı bir kaşık bal
Sonunda sunmadı tâs ile ağı

Süleyman kim sürerdi tahtını yel
Son ucu toprağa kodu yanağı

İskender kim cihânı Kaf ber kaf
Tutup hükmiyle sürmüştür yasağı

Gezüb zulmet ararken âb-ı hayvan
Dolu zehr ile sundular eyağı

Kani Kayser kani Kisrâ kani Sâm
Belürmez bunların yurdu durağı

Cihânın varlığı baştan başa hep
Belâ yurdudürür mihnet ocağı

Resul buna çü beyt-ül-ankebût der
Pes ol olur mekeslerin durağı

Baka ehli fenâda mülk edinmez
Bakadır anların yeri durağı

Alâî Gaybi bundan tekke kılmaz
Hak’ın fazlıdürür ancak dayağı

Sabır seccâdesin altına salmış
Tevekkülden kuşanmıştır kuşağı

Sözünü Kaygusuz ârife söyle
Ne bilsün sükkeri dana buzağı

Şiirin açıklaması

Kaygusuz Abdal'ın en ünlü eserlerinden biri olan Dolabnâme, Yunus Emre'nin "Dertli dolap" ilahisinin izinden giden uzun bir manzumedir. Şair, sürekli dönüp inleyen bir su dolabına neden ağladığını sorar; dolap da hikâyesini anlatır: Bir zamanlar yüce bir dağda dalları Süreyya yıldızına uzanan, kuşların yuva yaptığı bir ağaçmış. Kaza gelmiş, bir balta onu devirmiş; sokaklarda sürüklenmiş, demir çivilerle çakılmış ve dolap yapılmıştır. Şimdi "dost" diye inleyerek bağları bahçeleri sular.

Şiirin ikinci yarısında dolabın acısı dünyanın geçiciliğine bağlanır: Süleyman'ın da İskender'in de, Kayser'in de Kisrâ'nın da yurdu kalmamıştır. Dünya bir örümcek yuvası gibi çürüktür; gerçek ehil, fani dünyayı mülk edinmez. Son beyitlerde şair, sabır seccadesine oturup tevekkül kuşağını kuşanmış dervişi anlatır ve sözünü yalnızca anlayana söylemeyi öğütler: "Ne bilsin şekeri dana buzağı."

Sözlük

dolap
su çekmek için kullanılan, döndükçe inleyen büyük tekerlek
suâl etmek
sormak
âb
su
itâb
azar, sitem
kebâb
yanmış, kavrulmuş
çerh-i gerdûn
dönen felek, kader
Süreyyâ
Ülker yıldız kümesi
dürrâc
keklik türünden bir kuş
mürg
kuş
nacak
küçük balta
kemend
ucu ilmikli ip
mıh
çivi
çomak
sopa
büstân
bostan, bahçe
ağı
zehir
Kaf
dünyanın çevresini kuşattığına inanılan efsanevi dağ
âb-ı hayvan
ölümsüzlük suyu
Kayser, Kisrâ
Bizans ve Sâsânî hükümdarları
beyt-ül-ankebût
örümcek yuvası
mekes
sinek
tevekkül
Allah'a dayanıp güvenme
sükker
şeker
ârif
anlayan, bilen

Kaygusuz Abdal · diğer şiirleri

Tüm şiirleri

Aynı duyguda başka şairlerden

Tefekkür şiirleri

Düşüncenizi yazın

E-posta adresiniz yayımlanmaz.