Tutalum zenbîl ile gökden iner meh-pâreler
Necâtî · Divan
Tutalum zenbîl ile gökden iner meh-pâreler
A begüm yerden mi çıkdı âşık-ı bî-çâreler
İhtiyât itmez misin andan ki ashâb-ı niyâz
Baş açup zârî kılup yerden göğe yalvaralar
Câm-ı la’lünle şarâb-ı nâb hem-reng olmasa
Güvleyüp düşmezdi sâgar üstine âvâreler
Âfitâbum yüzün ağ alnun açıkdur gerçi kim
Sâye-vâr ardıncadur bir nice yüzi karalar
Ey Necâtî çıkma yoldan aldanup güzellere
Şem’ gibi sanma ki dâim önünce varalar
Şiirin açıklaması
Necâtî, gazellerinde halkın konuştuğu dili ve deyimleri ustalıkla kullanır. Bu gazelde de "gökten zembille inmek", "yerden göğe yalvarmak", "yüzü ak, alnı açık", "yüzü kara" gibi deyimler beyitlerin yükünü taşır. Şair, kendini çok değerli gören güzele sitem eder; ama son beyitte kendine de öğüt verir: Güzellerin vefasına güvenme.
1. Tutalım ki ay parçası güzeller gökten zembille iniyor; peki beyim, zavallı âşıklar yerden mi bitti? (Güzeller kendilerini gökten inmiş sanıyorsa, âşıklar da değersiz değildir.)
2. Dua edenlerin başlarını açıp ağlayarak yerden göğe yalvarmalarından sakınmaz mısın? (Âşıkların ahı tutar, demek ister.)
3. Saf şarap, senin la'l dudağının kadehiyle aynı renkte olmasaydı, serseriler arı gibi vızıldayarak kadehin üstüne düşmezlerdi.
4. Güneşim, yüzün ak, alnın açık (temiz) olsa da, gölge gibi ardında nice yüzü kara (kötü niyetli rakip) dolaşıyor.
5. Ey Necâtî, güzellere aldanıp yoldan çıkma; onları mum gibi hep önünden gidecekler sanma. (Mum, geceleyin yol gösteren gibi önde taşınır; güzeller ise insanı yarı yolda bırakır.)
Sözlük
- tutalum
- farz edelim, diyelim ki
- zenbîl
- zembil, örme sepet
- meh-pâre
- ay parçası, güzel
- beg
- bey
- bî-çâre
- çaresiz, zavallı
- ihtiyât
- sakınma, tedbir
- ashâb-ı niyâz
- yalvaranlar, dua edenler
- zârî
- ağlayıp inleme
- la'l
- kırmızı değerli taş; (mecazen) dudak
- şarâb-ı nâb
- saf şarap
- hem-reng
- aynı renkte
- güvlemek
- vızıldamak
- sâgar
- kadeh
- âvâre
- başıboş, serseri
- âfitâb
- güneş
- sâye-vâr
- gölge gibi
- şem'
- mum
Düşüncenizi yazın