Yollar
Ahmet Haşim · Ahmet Haşim; metin: Vikikaynak, "Yollar"
Bir lamba hüzniyle
Kısıldı altın ufuklarda akşamın güneşi;
Söndü göllerde aks-i girye-veşi
Gecenin âvdet-i sükuniyle
Yollar
Ki gider kimsesiz, tehî, ebedi,
Yollar
Hep birer hatt-ı pür sükut oldu
Akşamın sine-i gubârında.
Onlar
Hangi bir belde-i hayale gider,
Böyle sessiz ve kimsesiz şimdi?
Meftûr
Ve muhterîz yine bir nefha-i hayal esiyor;
Bu nefha dalları bîtab ü bîmecal uyutur.
Sonra eyler giyâhı nâlende,
Sonra âgûş-u ufk içinde ölür…
Ey kalb!
Seni öldürmesin bir sâye-i şeb,
İşte bir dest-i sâhir ü mahfî
Sana nûr-ı nücûmu indirdi.
Kuruldu işte, mesâfât içinde, lâl-i mesâ
Bütün meâbid-i hiss ü meâbid-i hulyâ
Bütün meâbid-i mechule-i ümmîd-i beşer…
Gurûb içinde bir eşkâl-i bîhudud-ı zehep
Zücâc-ı san’at ü fikretle yükselirler hep;
Büyük denizlere benzer eteklerinde sükût,
Sükût-ı namütenâhi, sükût-ı namahdût,
Bir el
Derîçelerde bir altın ziya yakıp indi,
Aktı âb-ı sükûta yıldızlar
Bütün sular zehebî lerzelerle işlendi.
Tâ öteden
Şimdi zer gözleriyle tâ öteden
Gam-ı ervâhı vecde davet eder
Bütün meâbid-i mechule-i ümid-i beşer.
Bütün meâbid-i vecdin soluk ilaheleri
Birer birer iniyor, gözlerinde rüyalar;
Dudaklarında ziyâdâr ve muhteriz titrer
Akşamın buse-i huzû-eseri.
Soluk ve gölgeli simalarında reng-i mesâ
Nakşeder bir teheyyüc-i rüya:
Biri yorgun sema-yı lâle bakar,
Biri bir gölge meşy ü gâşyile
Miyâh-ı râkideye samt ü hâb içinde akar;
Biri bir erganûn-ı eb’âdı
Dinliyor gölgelerde ser-bezemin,
Biri altın gözüyle, güya ki,
Sana ey kalb-i müphem ü bâkî
´´Gel!´´ diyor.
Lakin
İniyor
İşte leylin zalâm-ı bîdâdı…
Yollar
Ah ey kimsesiz giden yollar,
Yolların ey sükût-ı hüzn-eseri,
Bugünün inmeden şeb-i kederi,
Meâbid-i emel ü histe sönmeden bu ziya,
Ölmeden onların ilaheleri,
Ah gitmez mi, kimsesiz, sessiz
Yollar,
Ah gitmez mi hatt-ı sâkitiniz,
Şimdi zer gözleriyle, tâ öteden
Tâ öteden
Gam-ı ervâhı vecde davet eden
Uzak meâbid-i pür-nûr-ı vecd ü rüyaya
Ki câbecâ kapıyor bâb-ı vâ’dini sâye.
Şiirin açıklaması
Ahmet Haşim'in akşam vaktinin hüznünü serbest uzunlukta dizelerle anlattığı sembolist şiirlerinden biridir. Güneş "bir lamba hüzniyle" ufukta kısılırken, kimsesiz ve sessiz uzayan yollar, ruhun ulaşmak istediği uzak bir hayal beldesinin sembolüne dönüşür. Haşim'in pek çok şiirinde olduğu gibi akşam, gerçek dünyadan çekilip iç dünyaya ve rüyaya açılan bir eşiktir.
Akşamın inişi. İlk kıtalarda güneş batar, göllerdeki yansıma söner; yollar "sükût dolu birer çizgi" hâline gelir. Şair, bu kimsesiz yolların hangi hayal beldesine gittiğini sorar.
Hayal mabetleri. Batan güneşin altın ışığı içinde, uzaklarda "his ve hülya mabetleri" yükselir; sınırsız bir sükût büyük denizler gibi bunların eteklerine yayılır. Pencerelerden altın bir ışık süzülür, yüzlerinde rüyalar titreyen hayalî varlıklar kalbe "Gel!" der.
Kalbe sesleniş. Ama gecenin karanlığı iner. Son kıtada şair yollara seslenir: Bu ışık sönmeden, o mabetlerin ilâheleri ölmeden, onlar ruhu o uzak ve nurlu vecd ve rüya mabetlerine götürmez mi? Şiir, Haşim'in "O Belde"sindeki ulaşılmaz ülke özlemiyle akrabadır.
Sözlük
- âvdet
- dönüş
- aks-i girye-veş
- ağlar gibi yansıma
- tehî
- boş
- hatt-ı pür sükût
- sessizlikle dolu çizgi
- sîne-i gubâr
- tozun bağrı, tozlu göğüs
- belde-i hayâl
- hayal şehri
- meftûr
- gevşek, bitkin
- muhteriz
- çekingen
- nefha
- esinti
- bîtâb ü bîmecâl
- güçsüz ve takatsiz
- giyâh
- ot
- âgûş-ı ufuk
- ufkun kucağı
- sâye-i şeb
- gecenin gölgesi
- dest-i sâhir ü mahfî
- büyücü ve gizli el
- nûr-ı nücûm
- yıldızların ışığı
- mesâfât
- uzaklıklar
- meâbid
- mabetler, tapınaklar
- zücâc
- cam, billur
- nâmütenâhî
- sonsuz
- derîçe
- pencere
- erganûn
- org
- zalâm-ı bîdâd
- zalim karanlık
- leyl
- gece
- zer
- altın
- vecd
- coşku, kendinden geçme
Düşüncenizi yazın