Belde
Üç fiakr üzre kenar-ı SendeBir gece hep Otöy'e gitmiş idik

Şair, oyun yazarı, diplomat
1852 – 1937 · İstanbul (Bebek)
"Şâir-i Âzam". Makber'in şairi; Türk şiirine ve tiyatrosuna Batılı biçimleri, ölüm ve sonsuzluk sorularını taşıyan Tanzimat'ın büyük yenilikçisi.
Abdülhak Hâmid, 2 Şubat 1852'de İstanbul Bebek'te, ilmiye sınıfından köklü bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Küçük yaşta ağabeyiyle birlikte Paris'e gönderildi; burada geçirdiği yıllar ve ardından babasıyla gittiği Tahran, onun Batı ve Doğu kültürlerini erkenden tanımasını sağladı.
Hariciye mesleğine girdi ve uzun yıllar diplomat olarak Paris, Poti, Golos, Bombay, Lahey, Londra ve Brüksel gibi şehirlerde görev yaptı. 1879'da yayımlanan Sahra, doğayı ve kır hayatını konu alan, Türk şiirinde biçim bakımından da yenilikler taşıyan ilk kitaplarından biridir.
1885'te Bombay'dan dönerken eşi Fatma Hanım'ı Beyrut'ta kaybetti. Bu ölümün ardından yazdığı Makber (Mezar), Türk edebiyatının en ünlü mersiyelerinden biri oldu. Şiirde kişisel acı, ölüm, Tanrı ve sonsuzluk üzerine derin ve sarsıcı sorulara dönüşür. Tiyatroya da büyük emek verdi; Tarık, Eşber, Finten ve Nesteren gibi manzum oyunlar yazdı.
Cumhuriyet döneminde İstanbul milletvekili olarak Meclis'e girdi. Kendisine "Şâir-i Âzam" (en büyük şair) unvanı verildi. 12 Nisan 1937'de İstanbul'da öldü; Zincirlikuyu Mezarlığı'na gömülen ilk kişi oldu.
Eyvah! Ne yer, ne yâr kaldı,
Gönlüm dolu ah-u zâr kaldı.