Hediye
Kış ortasında bir gül isteyen ve kocasına darılan genç kadın, beklediği hediyenin bambaşka bir biçimde geldiğini vaftiz töreninde anlar.
İlk yayımlandığı eser: Ömer Seyfettin, "Hediye..." (ilk yayımı: İrtika, 12 Şubat 1904); metin: Vikikaynak (Nâzım H. Polat yay. haz., Bütün Hikâyeleri, Yapı Kredi Yayınları, s. 48-50)
Bu sayfada hikâyenin tam metni yer alıyor. Özeti, ana fikri, karakterleri ve eski kelimelerin anlamları metnin sonunda.
Üç gündür içimde öyle bir heyecan-ı arzu var ki bunu ve sebebini bir türlü tefsir edemiyordum.
Teskin-i asabiyete muvaffak olamıyordum. En nihayet –zevcimin is’âf-ı hevesime mazhar olamamaktan tevellüt edecek hüzün ve kederi iyice bildiğim halde– karar verdim. O akşam memuru bulunduğu bankadan her vakitki gibi, yine yorgun ve ter içinde geldiği zaman mutat olan buse-i muhabbetimi takdim etmeden Bir gül! diye haykırıverdim.
O şaşkın, ve istizahkâr yüzüme bakıyordu: Bir gül, bir gül.. o kadar ihtiyacım var ki bir gül, bir bahar çiçeği…
Ve artık anlattım. O başını müteessirâne sallayarak diyordu ki: Bir köyden… kışın bir gül…
Ben o kadar ısrar ediyordum ki o akşam hemen darılıvermiştim ve gül gelinceye kadar söz söylemeden ısrar ediyordum.
Nihayet gülerek ve istihzakârane muvafakat etti: Paris’teki dostumuz Vikont (K.)’a yazalım. Belki buraya kadar solmadan gelir…
Biz kadınlar tuhafız. Bu muvafakate karşı yine gelinceye kadar olacak dargınlıkta devam edeceğimi aht etmiştim. Gözüm her gün posta arabasına ma’tûf idi.
Tuhaf arzu… Öyle zannediyordum ki bu bir gül bana bir bahar-ı zevk olacak. Fakat bir hafta olduğu halde el’ân bir haber gelmemişti. Artık karşıda bir hiddet ve garez hissediyordum. Tabiî bir keyifsizlik ve bir meşgale bir hafta kadar asabiyetimi teskin etmek üzere iken gözümü ilk dakika-i ıstıraptan sonra açtığım vakit kalbimdeki ilk darbenin bir gül ihtiyacından ibaret olduğunu hissettim. Dargınlığımız el’ân devam ediyordu. Fakat zevcimde o kadar derin bir mesrûriyet hissediyordum ki bunu mutlaka bana karşı bil-iltizâm yapıyor sanıyor ve daha ziyade darılıyordum.
Ertesi akşam Vikont o eski vaz-ı bülent ve vakarıyla posta arabasından indi. Pencerenin önünde uzanmıştım. Heyecanım o kadar şedîd idi ki söz söyleyemiyordum. Şimdi hatırıma geliyordu. Gülü isterken yakında –ıstırabatıma sebep olan– yavrumuzun vaftiz merasimine de Vikont’u davet etmiştik.
Beraber oturduğumuz halde ne o, ne ben, ne de zevcim gül bahsine dair bir şey açmamıştık. Ben cesaret edemiyordum. Fakat canım da fena halde sıkılıyordu… Neticeten gülü getirmemişti, getirse idi şimdiye kadar vermesi icap ederdi. Artık, hakikaten darılmıştım.
Ertesi gün köy rahibiyle birkaç bildik vaftiz merasimini icra etmek üzere idiler. Bir aralık rahip başını zevcime çevirdiği zaman, o mesut, müsterih tebessüm ediyordu.
Zevcim Vikont’a işaret etti ve sol elini –en ziyade memnun olduğu zamanlar yapar– yeleğinin cebine sokarak dikkatli dikkatli bana bakıyor ve gülüyordu.
O vakit Vikont küçüğün üzerine eğilerek ve merasim-i mahsusayı icra ederek dik ve halâvetli bir sesle sertçe La rose! dedi.
Zevcim hâlâ mütebessim ve halîm gözüme bakıyordu. Ben hemen intikal ederek titredim ve elimi uzatarak zevcimin o muhterem ve mukaddes dest-i muhabbetini sıkıverdim. Bu barıştığıma delil idi.
Ah bu hediye, bütün asabiyetimi teskin eden bu gül… Ve yolda giderken düşünüyordum: Bir gül, birkaç saniye, en nihayet bir bahar beni ta’tîr ve tesrîr edecekti. Lâkin bu, bütün hayatımı çiçekleyecek, bu gül bana ebedî bir zevk ve saadet olacak…
Hediye hikâyesinin özeti
Hikâyeyi anlatan genç kadın üç gündür içinde açıklayamadığı güçlü bir istek duymaktadır. Sonunda, bankada memur olan kocası bir akşam yorgun argın eve geldiğinde ona “Bir gül!” diye haykırır. Kış ortasında, bir köyde gül bulmak imkânsız gibidir; kocası şaşkınlıkla başını sallar.
Kadın ısrar eder ve gül gelinceye kadar küs kalmaya karar verir. Kocası sonunda gülerek razı olur: Paris’teki dostları Vikont (K.)’ya yazacaklardır, belki gül solmadan gelir. Ancak bir hafta geçer, haber yoktur. Kadın, kocasının kendisine karşı kasten neşeli davrandığını sanıp daha da darılır.
Bir akşam Vikont posta arabasından iner. Kadın heyecandan konuşamaz; o sırada, gülü isterken onları yakında yapılacak çocuklarının vaftiz törenine de davet ettiklerini hatırlar. Kimse gül sözünü açmaz; kadının canı sıkılır, gerçekten darılır.
Ertesi gün köy rahibi ve birkaç tanıdıkla vaftiz töreni yapılır. Kocası mutlu bir gülümsemeyle Vikont’a işaret eder. Vikont bebeğin üzerine eğilir ve töreni yaparak ona “La Rose!” adını verir. Kadın hediyenin ne olduğunu anlar: Bebeklerinin adı “Gül” olmuştur. Titreyerek kocasının elini sıkar ve barıştıklarını gösterir. Bir gül birkaç gün kokardı; oysa bu “gül”, bütün hayatını çiçeklendirecek ebedî bir mutluluktur.
Hediye hikâyesinin ana fikri
Hikâye, küçük bir isteğin ve küslüğün sevgiyle beklenmedik bir hediyeye dönüşmesini anlatır. Geçici bir çiçek yerine bir çocuğa verilen ad, aile sevgisinin ve mutluluğun kalıcılığını simgeler. Ömer Seyfettin’in ilk dönem, Servet-i Fünûn üslubuna yakın hikâyelerindendir.
Hediye hikâyesinin karakterleri
- Anlatıcı kadın: Kış ortasında bir gül isteyen, duygusal ve kolay darılan genç anne.
- Koca: Bankada memur; sabırlı, şefkatli ve hediyeyi sürpriz olarak hazırlayan eş.
- Vikont (K.): Ailenin Paris’teki dostu; vaftiz töreninde bebeğe “La Rose” adını verir.
- Bebek: Adı “Gül” (La Rose) konan yeni doğmuş çocuk.
Mekân, zaman ve anlatıcı
Hikâye kış mevsiminde, ailenin yaşadığı bir köyde, evde ve köy rahibinin yönettiği vaftiz töreninde geçer; Paris yalnızca Vikont’un geldiği uzak bir şehir olarak anılır. Anlatıcı birinci kişidir; olayları hikâyenin kahramanı olan kadın anlatır.
Hikâyedeki eski kelimeler
- Heyecan-ı arzu: İstek heyecanı.
- Teskin: Yatıştırma.
- Zevc: Eş, koca.
- İs’âf: İsteği yerine getirme.
- Tevellüt: Doğma, ortaya çıkma.
- Buse: Öpücük.
- İstizahkâr: Açıklama isteyen.
- Müteessirâne: Üzüntüyle.
- İstihzakârâne: Alay ederek.
- Muvafakat: Razı olma, onay.
- Aht etmek: Yemin etmek, söz vermek.
- Mesrûriyet: Sevinç.
- Bil-iltizâm: Bile bile, kasten.
- Vaz-ı bülent: Yüksek, gururlu tavır.
- Şedîd: Şiddetli.
- Halîm: Yumuşak huylu.
- Ta’tîr: Güzel kokulu kılma.
- Tesrîr: Sevindirme.
Düşüncenizi yazın