Sanemâ gün yüzün âyine-i cândır bilirim
Şeyhî · Divan
Sanemâ gün yüzün âyine-i cândır bilirim
Dü cihân nakşı kamu anda ayândır bilirim
Kandı nakkâş kim ol dâire-i hüsnünden
Nokta tasvîr ide üstâd-ı cihândır bilirim
Gamzen eydir ki gönül şehrini vîrân ederim
Şehriyârın elinde hükmü revândır bilirim
Gözünün kaşının anlayamazam hîlelerin
İlle bu fitne vü ol âfet-i cândır bilirim
Ni’met-i kahr ile kim kulların anar idin
Bizi yâd eylemedin hayli zamândır bilirim
Ey riyâlı ameli asılsı bilen sûfî
Gider ol fikri ki îmâna ziyândır bilirim
Çemen ü yâr u mey ü sâz gerek Şeyhî’ye bes
Kalanı gussa vü gam îş hemândır bilirim
Şiirin açıklaması
Şeyhî'nin "bilirim" redifli gazeli. Şair her beyitte kesin bir bilgiyle konuşur: Sevgilinin yüzü canın aynasıdır, gamzesi gönül şehrini yıkar, gözü fitne, kaşı can âfetidir. Gazelin sonlarına doğru konu sevgiliden dünya görüşüne kayar: Gösteriş için ibadet eden sofuya seslenir, son beyitte de hayattan beklediğini sayar: çimen, sevgili, şarap ve saz.
1. Ey put gibi güzel, gün gibi yüzünün can aynası olduğunu bilirim; iki dünyanın bütün resimleri onda açıkça görünür.
2. Hani o nakkaş ki senin güzellik dairenden bir nokta (yüzündeki ben) resmetsin; o, dünyanın ustasıdır, bilirim.
3. Gamzen "Gönül şehrini yıkarım" der; hükümdarın elinde hükmün geçerli olduğunu bilirim.
4. Gözünün ve kaşının hilelerini anlayamam; ama biri fitne, öteki can belasıdır, bilirim.
5. Kullarını kahır nimetiyle anardın; bizi anmayalı epey zaman oldu, bilirim. (Âşık için sevgilinin eziyeti bile bir nimettir.)
6. Ey gösterişle yaptığı ibadeti kazanç sanan sofu, bırak o düşünceyi; imana zararlı olduğunu bilirim.
7. Şeyhî'ye çimen, sevgili, şarap ve saz yeter; geri kalanı keder ve gamdır. Asıl yaşayış budur, bilirim.
Sözlük
- sanem
- put; (mecazen) güzel
- âyine
- ayna
- dü cihân
- iki dünya
- nakş
- resim, şekil
- kamu
- bütün
- ayân
- açık, görünür
- kandı
- hani, nerede
- nakkâş
- ressam, süsleme ustası
- dâire-i hüsn
- güzellik dairesi
- gamze
- süzgün bakış
- eydir
- der
- şehriyâr
- hükümdar
- revân
- geçerli
- fitne
- karışıklık, ayartıcı
- âfet-i cân
- can belası
- kahr
- eziyet
- yâd etmek
- anmak
- riyâ
- gösteriş
- sûfî
- sofu
- ziyân
- zarar
- mey
- şarap
- gussa
- keder
- îş
- yaşayış, zevk
- hemân
- ancak, sadece
Düşüncenizi yazın