Canımı Uryân Edüp Saldım Bu Aşk Deryâsına
Eşrefoğlu Rûmî · Eşrefoğlu Rûmî, Dîvân; metin: Vikikaynak, "Canımı Uryân Edüp Saldım Bu Aşk Deryâsına"
Canımı uryân edüp saldım bu aşk deryâsına
Nâgehân aşkın sataştım dürr-i bî hemtâsına
Can u baş u din ü dünya verdim aldım derd-i yâr
Merhem ol derd oldu ancak yüreğim yarasına
İlm ü akl ü zühd ü takva çün hicâb oldu bana
Külli sevdadan geçüp düştüm anın sevdâsına
Mâsivâdan göz yumup gördüm anın didârını
Kendüzümden el yudum girdim fenâ sahrâsına
Ol fenâdan bir fenâya bir fenâdan key fenâ
Key fenâdan sonra eriştim anın bekâsına
Bir bekâdır ol bekâ hergiz fenâ irmez ana
Aklını ko gel eresin bu sırrın mânâsına
Akl ile aşka girilmez aşk aklı mahv eder
Akl aşkın ol sebebden gelemez yurasına
Âkil ister cennet ü hûr ü kusûr gılman ola
Âşıkın hiç meyli yoktur cennet ü ni’mâsına
Âşık ol kim göresin Dost yüzünü bunda bugün
Mağrûr olma zahidin ol va’de-i ferdâsına
Va’de-i ferdâya göymez âşık-ı şûrîdeler
Göz karar derd ü şer erer zülfünün karasına
Eşrefoğlu Rumî aşkdan hoş haber verdi yine
Müddeinin hiç kulak urmaz kuru dâ’vâsına
Müddeinin her sözünde vardurur niçe garaz
Tâlib isen girme zinhâr müddei arasına
Şiirin açıklaması
Bu gazelde Eşrefoğlu Rûmî, tasavvuf yolunun temel kavramları olan fenâ ve bekâyı, akıl ile aşk karşıtlığını anlatır.
Aşk denizi. Şair canını soyup aşk denizine atmış, ansızın orada eşsiz bir inciye rastlamıştır. Canını, başını, dinini ve dünyasını verip karşılığında sevgilinin derdini almıştır; bu dert, yüreğinin yarasına merhem olmuştur.
Perdeler. İlim, akıl, zühd ve takva bile ona perde olmuş; bütün tutkulardan geçip yalnız O'nun sevdasına düşmüştür. Allah'tan başka her şeye gözünü yumunca O'nun yüzünü görmüş, kendinden el çekip yokluk çölüne girmiştir.
Fenâdan bekâya. Bir yokluktan öbürüne, en sonunda da ebedî varlığa ulaşmıştır; bu bekâya asla yokluk erişmez. Akılla aşka girilmez, çünkü aşk aklı yok eder.
Âşık ve zâhid. Akıllı kişi cennet, huri ve köşk ister; âşığın ise cennet nimetlerine hiç meyli yoktur. Şair, Dost'un yüzünü bu dünyada, bugün görmeyi öğütler; zâhidin "yarın" vaadine aldanmamak gerekir.
Son beyitler. Mahlas beytinde Eşrefoğlu aşktan yine hoş haber verdiğini, boş iddiacıların kuru davasına kulak asmadığını söyler. Son beyitte hak yolcusuna, sözlerinde hep bir çıkar gizli olan müddeîlerin arasına girmemesini öğütler.
Sözlük
- uryân
- çıplak
- deryâ
- deniz
- nâgehân
- ansızın
- dürr-i bî-hemtâ
- eşi benzeri olmayan inci
- derd-i yâr
- sevgilinin (Allah'ın) aşkından gelen dert
- zühd
- dünya zevklerinden el çekme
- takva
- Allah korkusuyla haramdan sakınma
- hicâb
- perde
- sevdâ
- tutku, aşk
- mâsivâ
- Allah'tan başka her şey
- didâr
- yüz, cemal
- fenâ
- yokluk; tasavvufta benlikten geçme
- key
- pek, çok
- bekâ
- ebedîlik; Allah ile var olma
- hergiz
- asla
- mahv etmek
- yok etmek
- âkil
- akıllı
- hûr
- huri
- kusûr
- köşkler
- gılmân
- cennet hizmetkârları
- zâhid
- sofu, şekilci dindar
- va‘de-i ferdâ
- yarının (ahiretin) vaadi
- şûrîde
- tutkun, perişan
- müddeî
- boş iddiacı
- garaz
- kötü niyet
- zinhâr
- sakın, asla
- tâlib
- isteyen; hak yolcusu
Düşüncenizi yazın