Ehl-i tevhîdim hakîkat râhının âgâhıyım
Hayâlî Bey · Divan
Ehl-i tevhîdim hakîkat râhının âgâhıyım
Hânkâh-ı aşk içinde sûfî-i Allâhîyim
Geh hazîze gâh evce seyrime yok intihâ
Mevc-i deryâyım gehî deryâ içinde mâhîyim
Tâ ki aldım farkıma terk-i alâyıkdan külâh
Ehl-i fakrın mülk-i istiğnâya mâlik şâhıyım
Bîşe-i aşkın gehî şîr-i şikâr-endâzıyım
Geh fenâ vâdîlerinin nâ-tüvân rûbâhıyım
Hırmen-i aşk içre gendüm dâne addetmem velî
Cism-i zerdimle hevâya münkalib bir kâhıyım
Geh münâcât ehlinin saff-ı niâlidir yerim
Geh harâbât erlerinin çâker-i dergâhıyım
Ey Hayâlî emrine Hakk’ın itâattir işim
Her ne kim nefsim murâd edinse anı nâhîyim
Şiirin açıklaması
Hayâlî Bey'in tasavvufî bir gazeli. Şair kendini Allah'ın birliğine inanan, aşk tekkesinde yaşayan bir sûfî olarak tanıtır ve bu yolun hâllerini birbirine zıt imgelerle anlatır: Bazen en aşağıda, bazen en yukarıdadır; bazen dalga, bazen balık; bazen aslan, bazen tilki. Bu zıtlıklar, yolcunun hâlden hâle geçişini ve her şeyde aynı hakikati görmesini anlatır.
1. Ben tevhit ehliyim, hakikat yolunu bilenim; aşk tekkesinin içinde Allah'a adanmış bir sûfîyim.
2. Bazen en aşağıya, bazen en yükseğe; yolculuğumun sonu yok. Bazen denizin dalgasıyım, bazen denizin içinde bir balığım. (Dalga da balık da denizden ayrı değildir; şair her hâlinde aynı varlığın içinde olduğunu söyler.)
3. Dünya bağlarını terk etmeyi başıma külah edindiğimden beri, fakr ehlinin, kimseye muhtaç olmama ülkesine sahip şahıyım.
4. Bazen aşk ormanının av avlayan aslanıyım; bazen yokluk vadilerinin güçsüz tilkisiyim.
5. Aşk harmanında kendimi buğday tanesi saymam; sararmış bedenimle rüzgârda savrulan bir saman çöpüyüm.
6. Bazen yerim dua edenlerin meclisinde en alt sıradır; bazen de meyhane erlerinin kapı kuluyum.
7. Ey Hayâlî, işim Hakk'ın emrine itaat etmektir; nefsim ne isterse onu yasaklarım.
Sözlük
- ehl-i tevhîd
- Allah'ın birliğine inananlar
- râh
- yol
- âgâh
- bilen, uyanık
- hânkâh
- tekke
- sûfî
- tasavvuf ehli
- hazîz
- en alçak yer
- evc
- en yüksek nokta
- intihâ
- son
- mevc
- dalga
- mâhî
- balık
- fark
- baş, tepe
- alâyık
- dünya bağları
- külâh
- derviş başlığı
- fakr
- yoksulluk; (tasavvufta) Allah'tan başkasına muhtaç olmamak
- istiğnâ
- gönül tokluğu
- bîşe
- orman, sazlık
- şîr
- aslan
- şikâr-endâz
- avlayan
- fenâ
- benlikten geçme, yokluk
- nâ-tüvân
- güçsüz
- rûbâh
- tilki
- hırmen
- harman
- gendüm
- buğday
- zerd
- sarı, solgun
- münkalib
- dönen, savrulan
- kâh
- saman çöpü
- münâcât
- Allah'a yakarış
- saff-ı niâl
- meclisin en alt yeri, pabuçluk
- harâbât
- meyhane; (tasavvufta) aşk ve vahdet makamı
- çâker
- kul, hizmetkâr
- nâhî
- yasaklayan
Düşüncenizi yazın