Süleyman Nazif ve Fırâk-ı Irak: Bağdat’a Yazılmış Bir Ağıt
Süleyman Nazif'in Bağdat'ın kaybı üzerine yazdığı Fırâk-ı Irak kitabı ve "Dicle ve Ben" şiiri; şairin hayatı ve üslubu.
1917 baharında Bağdat’ın elden çıkması, Osmanlı aydınları için derin bir yara oldu. Bu kaybı en yakıcı biçimde dile getirenlerden biri, kısa bir süre Bağdat valiliği de yapmış olan Süleyman Nazif‘ti. Şairin 1918’de yayımlanan Fırâk-ı Irak (Irak’tan Ayrılık) adlı kitabı, şiirle düzyazının iç içe geçtiği bir ağıttır.
Süleyman Nazif kimdir?
Süleyman Nazif 1869’da Diyarbakır’da doğdu. TDV İslâm Ansiklopedisi’ne göre babası, divan tarzında şiirleri ve on ciltlik bir tarihi bulunan Diyarbekirli Said Paşa, kardeşi ise Servet-i Fünûn şairlerinden Faik Âli Ozansoy’dur. Düzenli bir okul hayatı olmadı; babasından ve çeşitli hocalardan tarih, edebiyat, Fransızca ve Arapça öğrendi.
1897’de Paris’e giderek Jön Türklerin Meşveret gazetesinde II. Abdülhamid yönetimine karşı yazılar yazdı. Döndükten sonra Bursa’da on iki yıla yakın kaldı ve “İbrâhim Cehdî” takma adıyla Servet-i Fünûn‘da şiirler yayımladı. Servet-i Fünûn şairleri arasında sayılsa da toplumsal ve millî konulu şiirleriyle onlardan ayrılır; karakter bakımından Nâmık Kemal‘in edebiyattaki bir takipçisi gibidir.
Bağdat valiliği ve Irak
II. Meşrutiyet’ten sonra gazeteciliğe başlayan Nazif, İttihat ve Terakkî’yi sert bir dille eleştiren yazıları yüzünden İstanbul’dan uzaklaştırılarak sırasıyla Basra (1909), Kastamonu (1910), Trabzon (1911), Musul (1913) ve Bağdat (1914) valiliklerine gönderildi. Bağdat’ta altı ay kadar kaldıktan sonra İstanbul’a döndü ve kendini tamamen gazeteciliğe verdi. Irak, onun için hem görev yeri hem de doğduğu topraklara komşu bir “vatan parçası”ydı.
Fırâk-ı Irak
Fırâk-ı Irak, TDV İslâm Ansiklopedisi’nde “manzum-mensur karışık” bir eser olarak tanıtılır. Vikikaynak’taki içindekiler listesinde “Anneme”, “Hüseyn-i Mazlûma”, “Dicle ve Ben”, “Diyâr-ı Fuzûlî”, “Basra’ya Bir Niyâz”, “Şehîdin Babası” gibi bölümler yer alır. Kitabın ruhu, kaybedilen bir ülkeye duyulan özlem ve bu kayıpta kendi payını sorgulayan bir vicdan muhasebesidir.
“Diyâr-ı Fuzûlî” başlıklı bölüm, Bağdatlı şair Fuzûlî‘nin bir beytiyle açılır ve onun türbesine seslenir. Nazif, Fuzûlî’nin ruhuyla birlikte “o öksüz illerde” dolaştığını söyler. Fuzûlî’ye duyduğu bu yakınlık, 1926’da yayımladığı Fuzûlî adlı eserinde de görülür.
“Dicle ve Ben” şiiri
Kitabın en bilinen şiirlerinden Dicle ve Ben, 6 Mart 1917’de Nişantaşı’nda yazılmıştır. Şair, düşmanın ayağı altındaki “halifeler beldesi”nin önünden kayıtsızca akıp gitmemesi için Dicle’ye seslenir; Diyarbakır’da doğduğu için nehrin kaynağıyla “beşiğinin kardeş” olduğunu hatırlatır. Şiirin sonunda sitem kendine döner: Asıl suçlu, Bağdat’ı dört yüz yıl ihmal edip şimdi başka bir suçlu arayanlardır. Çöllerde yatan “yüz bin genç” için bir bağışlanma dileğiyle biter.
Mütareke ve Malta yılları
Süleyman Nazif, 1918’de Cenab Şahabeddin‘le birlikte Hâdisât gazetesini çıkardı. 9 Şubat 1919’da İtilâf orduları başkumandanı Franchet d’Esperey’nin İstanbul sokaklarında at üstünde dolaşması üzerine sansürü aşarak “Kara Bir Gün” adlı ünlü makalesini yayımladı. 1920’de Pierre Loti için düzenlenen anma toplantısındaki konuşması yüzünden İngilizlerce tutuklanıp Malta’ya sürüldü ve orada yirmi ay kadar kaldı. Bu deneyim, 1924’te yayımlanan Malta Geceleri‘ne yansıdı.
Üslubu
Nazif’in şiirlerinde, özellikle ferdî ıstırap ve aşk konulu olanlarında hüzünlü ve karamsar bir hava hâkimdir; 1908’den sonra millî ve vatanî konulara ağırlık verdi. Yüksek bir heyecan ve hitabet taşıyan düzyazısı Victor Hugo ile Nâmık Kemal’in etkisindedir. Yahya Kemal onun için “Nazif münşî doğmuştu” demiş, Ahmet Haşim ise onu “kelimelerin serdarı” diye nitelemiştir. 4 Ocak 1927’de İstanbul’da öldü.
Kaynakça
- TDV İslâm Ansiklopedisi, “Süleyman Nazif” maddesi (Muhammet Gür), islamansiklopedisi.org.tr/suleyman-nazif
- Vikikaynak, Süleyman Nazif, Fırâk-ı Irak (içindekiler, “Dicle ve Ben”, “Diyâr-ı Fuzûlî”)
Düşüncenizi yazın