Haldun Taner: Hikâyeleri, Keşanlı Ali Destanı ve Epik Tiyatro
İnce ironili hikâyeleri ve Türkiye'nin ilk epik tiyatro örneği sayılan Keşanlı Ali Destanı ile Haldun Taner'in edebiyatı; Devekuşu Kabare'den sinema senaryolarına.
Haldun Taner, Türk edebiyatında hem hikâyenin hem tiyatronun ustası olarak anılan nadir yazarlardandır. 1950’lerde Sait Faik ve Orhan Kemal’le birlikte hikâyeciliğimizin önde gelen isimleri arasında sayıldı; 1964’te sahnelenen Keşanlı Ali Destanı ise Türkiye’deki ilk epik tiyatro örneği kabul edildi. Bu yazıda Haldun Taner’in hikâyelerini ve tiyatrosunu anlatıyoruz.
Haldun Taner kimdir?
İbrahim Haldun Taner 16 Mart 1915’te doğdu. Babası, ülkenin ilk devletler hukuku profesörü ve son Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nda İstanbul milletvekili olan Ahmet Selahaddin Bey’dir. Babasını beş yaşında kaybetti ve Saraçhanebaşı’nda dedesi İsmail Hâmid Bey’in kalabalık evinde büyüdü. Matbaası olan dedesinin yanında geçen yazlar, ona dönemin yazarlarını tanıma ve bir kitabın basılışını izleme fırsatı verdi.
Galatasaray Lisesi’ni parasız yatılı olarak bitirdi; Almanya’da Heidelberg Üniversitesi’nde ekonomi ve siyasal bilgiler okurken tüberküloza yakalanıp yurda döndü. Erenköy Sanatoryumu’ndaki dört yıl, yazarlığa karar verdiği yıllar oldu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi, Viyana’da tiyatro eğitimi aldı ve İstanbul Üniversitesi’nde tiyatro tarihi ve dramaturji derslerini ilk kez o verdi. 7 Mayıs 1986’da öldü.
Hikâyeleri: ince ironi ve küçük insanın dünyası
Yayımlanan ilk hikâyesi “Töhmet”, 1946’da Haldun Yağcıoğlu takma adıyla Yedigün dergisinde çıktı. İlk hikâye kitabı Yaşasın Demokrasi 1949’da yayımlandı. “Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu” 1953’te New York Herald Tribune ile Yeni İstanbul gazetelerinin düzenlediği uluslararası yarışmada birinci seçildi ve on iki dile çevrildi. On İkiye Bir Var 1955 Sait Faik Hikâye Armağanı’nı paylaştı; Sancho’nun Sabah Yürüyüşü 1972’de Bordighera’da ödül aldı; son hikâye kitabı Yalıda Sabah ise 1983 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü’nü kazandı.
Taner, toplumcu gerçekçilerin ve 1950 kuşağının dışında kendine özgü bir yol izledi; Ahmet Midhat, Hüseyin Rahmi, Ahmet Rasim ve Memduh Şevket Esendal‘dan gelen anlatı geleneğine yakın durdu. Toplumsal aksaklıkları bireyler üzerinden, farklı kültürlerin çarpışmasını ince bir ironiyle anlattı. Doğa ile yapay olanın çatışması hikâyelerinde sık görülür; zaman zaman çağdaş bir fabl yazarı gibi hayvan kahramanlara yer verdi.
En sıra dışı kitabı Ayışığında “Çalışkur”‘dur: Önce bir hikâye anlatılır, ardından okurların ve eleştirmenlerin tepkileri, bu tepkilere göre yeniden kurgulanan hikâye ve onun da tepkileri gelir. Murat Gülsoy bu kitabı, deneysellik bakımından edebiyatımızda “çölde bir vaha” olarak niteler.
Tiyatroya geçiş
İlk oyunu Günün Adamı, 1952’de İstanbul Şehir Tiyatroları’nın repertuvarına alındı; ama prova aşamasında dönemin valisi ve belediye başkanı tarafından sakıncalı bulunarak yasaklandı. Bu olay Taner’i bir süre gündemin merkezine taşıdı. Sonraki yıllarda Viyana’da Max Reinhardt Akademisi’nde başladığı tiyatro öğrenimiyle hem kuramsal hem uygulamalı birikim kazandı. Dışardakiler, …Ve Değirmen Dönerdi ve Fazilet Eczanesi gibi oyunlarını kendi hikâyelerinden yola çıkarak yazdı.
Keşanlı Ali Destanı: ilk epik tiyatro
1964’te sahnelenen Keşanlı Ali Destanı, Türkiye’deki ilk epik tiyatro örneği kabul edilir. Oyun, geleneksel Türk tiyatrosunun anlatım biçimlerini epik tiyatroyla birleştirdi ve yurt dışında da büyük başarı kazandı. Taner’in oyunlarıyla hikâye dünyası arasında temalar, kişiler ve atmosfer bakımından sıkı bağlar vardır; hikâyelerinde olduğu gibi oyunlarında da toplumsal çarpıklıkları gözler önüne serer.
Devekuşu Kabare ve geleneksel tiyatro
Haldun Taner’in ilk kabare denemesi, 1962’de Gen-Ar sahnesinde oynanan Bu Şehr-i İstanbul ki oldu. 1967’de Zeki Alasya, Metin Akpınar ve Ahmet Gülhan’la birlikte Devekuşu Kabare Tiyatrosu’nu kurdu ve aynı yıl sahnelenen Vatan Kurtaran Şaban‘la kabare türünde oyunlar yazmaya başladı. Bu oyunlarda ortaoyunu, meddah ve Karagöz gibi geleneksel tiyatro unsurlarından yararlandı. Türk tiyatrosunun kısa bir tarihini de veren ve Molière’in George Dandin‘ine bir parodi gibi okunabilen Sersem Kocanın Kurnaz Karısı, 1972 TDK Tiyatro Ödülü’nü kazandı.
Sinema senaryoları ve deneme yazarlığı
Taner 1950’lerde Yeşilçam için de senaryolar yazdı: Kaçak ile 1955 Türk Film Derneği Senaryo Ödülü’nü, Dağlar Delisi Ferhat ile 1957’de bir başka senaryo ödülünü paylaştı. Uzun yıllar Tercüman ve Milliyet‘te köşe yazarlığı yaptı; kültür hayatımızın unutulmaz kişilerini anlattığı Ölürse Ten Ölür Canlar Ölesi Değil, portre edebiyatının seçkin örneklerinden sayılır. Ölümünün ardından 1987’de adına Haldun Taner Öykü Ödülü kondu; Kadıköy’deki evi 2018’de müze olarak açıldı.
Haldun Taner’in başlıca eserleri
- Hikâye: Yaşasın Demokrasi (1949), Tuş (1951), Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu (1953), On İkiye Bir Var (1954), Ayışığında “Çalışkur” (1954), Sancho’nun Sabah Yürüyüşü (1969), Yalıda Sabah (1983)
- Tiyatro: Günün Adamı, Keşanlı Ali Destanı (1964), Sersem Kocanın Kurnaz Karısı (1971), Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım, Vatan Kurtaran Şaban, Fazilet Eczanesi, Dışardakiler
- Deneme: Devekuşuna Mektuplar, Ölürse Ten Ölür Canlar Ölesi Değil (1979), Berlin Mektupları (1984)
Kaynakça
- Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü (Kültür ve Turizm Bakanlığı / Ahmet Yesevi Üniversitesi), “Haldun Taner” maddesi: teis.yesevi.edu.tr
Düşüncenizi yazın