İçeriğe geç
8 Kasım 2026, Pazar Günün dizesi: “Ah ey kimsesiz giden yollar,”
Edebiyat

Sait Faik Abasıyanık: Hayatı, Hikâye Anlayışı ve Eserleri

Adalar'ın, balıkçıların ve "küçük insan"ın hikâyecisi Sait Faik Abasıyanık'ın hayatı, Semaver'den Alemdağ'da Var Bir Yılan'a uzanan hikâye anlayışı ve eserleri.

leylailemecnun4 dk okuma
Paylaş

Sait Faik Abasıyanık, Türk öykücülüğünün yönünü değiştiren yazarlardandır. Sokakta, kahvede, vapurda, Burgazada’nın kıyılarında gördüğü sıradan insanları; balıkçıları, işçileri, çocukları anlattı. Olaydan çok bir anı, bir bakışı, bir duyguyu öne çıkaran hikâyeleri, kendinden sonraki kuşakları derinden etkiledi. Bu yazıda yazarın hayatını, hikâye anlayışını ve eserlerini anlatıyoruz.

Sait Faik kimdir?

Asıl adı Mehmet Sait’tir. 18 Kasım 1906’da (rumi 5 Teşrinisani 1322) Adapazarı’nda doğdu. Babası Mehmet Faik Bey, Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nde çalışmış ve Adapazarı’nda belediye başkanlığı yapmıştı; annesi Makbule Hanım’dır. Çocukluğu Adapazarı’nda ve Karamürsel’de geçti. Aile 1924’te İstanbul’a taşınınca İstanbul Erkek Lisesi’ne kaydoldu; bir yıl sonra bir disiplin olayı yüzünden Bursa Erkek Lisesi’ne gönderildi ve 1928’de oradan mezun oldu. İlk hikâyesi “İpekli Mendil”i Bursa’da yazdı.

Reklam

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde üç yıl okuduktan sonra öğrenimini bıraktı. 1930’da Fransa’ya, Grenoble’a gitti; Fransızcasını ilerletip Batı edebiyatını yakından tanıdı ve 1934’te döndü. Halıcıoğlu’ndaki Ermeni Yetim Mektebi’nde kısa bir süre Türkçe öğretmenliği yaptı; babasının ticaret işlerini sürdürmeyi denediyse de başarılı olamadı. Babasının 1938’deki ölümünden sonra kışları İstanbul’da, yazları Burgazada’da annesiyle birlikte yaşadı.

1945’te siroz teşhisi kondu; hayatının geri kalanı hastalıkla mücadele içinde geçti. 1953’te Mark Twain Cemiyeti’nin şeref üyeliğine seçildi; bu unvanı alan ilk Türk yazar olması onu çok sevindirdi. 11 Mayıs 1954’te öldü ve Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

Semaver, Sarnıç ve Şahmerdan: gözlem ve küçük insan

İlk kitabı Semaver 1936’da yayımlandı. Bu kitapta ve ardından gelen Sarnıç (1939) ile Şahmerdan‘da (1940) gözleme dayalı hikâyeler ağır basar. Sait Faik bu ilk döneminde “küçük insan”ın, özellikle işçilerin dünyasını anlatır. Anadolu’dan büyük şehre gelen işçilerin kendi saf dünyalarıyla şehrin çıkar ilişkileri arasında bocalamasını, “komik birer trajedi” olarak verir. “Çelme”, “Mahpus” ve “Köy Hocası ile Sığırtmaç” gibi hikâyelerin olayları Bursa ve Adapazarı’nda geçer; bu metinlerde toplumcu gerçekçiliğin izleri de görülür. Anlatıcının gözlemlediği insanlara bakışında acıma duygusu belirgindir.

Lüzumsuz Adam ve “ben” anlatıcı

Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü’ndeki maddeyi yazan Yakup Çelik’e göre Sait Faik, Lüzumsuz Adam (1948) ile birlikte kendine özgü hikâye biçimine ulaşır. Artık dikkat, küçük insanın toplumla çatışmasından çok, onun basit yaşama tarzına ve ayrıntılara yönelir. Hikâyelerde sokaklarda, istasyonlarda, kahvelerde dolaşan, insanları gözleyip onlardan hikâye çıkarmaya çalışan bir “yazar ben” vardır. Bu yalnız anlatıcı, gördüklerine sevgiyle bakar; insan sevgisi ile adalet duygusu arasında gidip gelir.

Havada Bulut, Havuz Başı ve Son Kuşlar kitaplarında yazarın dikkati doğaya, denize, adaya ve kuşlara döner. Olay iyice azalır, anlatıcının duyguları ve yorumları öne çıkar. Yalnızlık, korku, sevmek ve yaşamak bu hikâyelerin temel temalarıdır.

Reklam

Alemdağ’da Var Bir Yılan: bilinçaltına doğru

Ölümünden kısa süre önce yayımlanan Alemdağ’da Var Bir Yılan (1954), Sait Faik’in hikâyeciliğine yeni bir boyut katar. “Öyle Bir Hikâye” ve “Yalnızlığın Yarattığı İnsan” gibi metinlerde yazar, bilinçaltını yansıtmayı amaçlayan farklı bir anlatım dener. Okur, hikâyenin nerede başlayıp bittiğini aramak yerine çağrışımların ve anıların içinde dolaşır. Bu metinler geleneksel hikâye biçiminin çok dışına çıkar ve bir bakıma yazarın yıllarca biriktirdiği itiraflar olarak okunabilir.

Romanları, röportajları ve şiirleri

Sait Faik’in roman denemeleri Medarı Maişet Motoru (1944) ve Kayıp Aranıyor‘dur (1953). Kısa bir süre adliye muhabirliği yaptığı dönemin gözlemleri Mahkeme Kapısı‘nda toplanmıştır. Farklı dönemlerde yazdığı şiirlerini ölümünden bir yıl önce Şimdi Sevişme Vakti (1953) adıyla yayımladı.

Sait Faik Abasıyanık’ın eserleri

  • Hikâye: Semaver (1936), Sarnıç (1939), Şahmerdan (1940), Lüzumsuz Adam (1948), Mahalle Kahvesi (1950), Havada Bulut (1951), Kumpanya (1951), Havuz Başı (1952), Son Kuşlar (1952), Alemdağ’da Var Bir Yılan (1954), Az Şekerli (1954)
  • Roman: Medarı Maişet Motoru (1944), Kayıp Aranıyor (1953)
  • Şiir: Şimdi Sevişme Vakti (1953)
  • Röportaj: Tüneldeki Çocuk (1955), Mahkeme Kapısı (1956)

Sait Faik’in izinden gelenler

Sait Faik’in etkisi kendi kuşağıyla sınırlı kalmadı. Oktay Akbal, kentin küçük insanına yönelmeyi, başı sonu belli olmayan hikâye biçimini ve “ben” anlatıcıyı büyük ölçüde Sait Faik’ten aldı. 1950’li yıllarda Haldun Taner ve Orhan Kemal‘le birlikte Türk hikâyeciliğinin önde gelen isimleri arasında sayıldı; Taner’in On İkiye Bir Var‘ı 1955’te onun adını taşıyan Sait Faik Hikâye Armağanı’nı kazandı. Türk hikâyesinin öteki ustaları için Ömer Seyfettin ve Memduh Şevket Esendal yazılarımıza da bakabilirsiniz.

Kaynakça

  • Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü (Kültür ve Turizm Bakanlığı / Ahmet Yesevi Üniversitesi), “Sait Faik Abasıyanık” maddesi, Prof. Dr. Yakup Çelik: teis.yesevi.edu.tr
  • Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü (Kültür ve Turizm Bakanlığı / Ahmet Yesevi Üniversitesi), “Oktay Akbal” maddesi: teis.yesevi.edu.tr
  • Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü (Kültür ve Turizm Bakanlığı / Ahmet Yesevi Üniversitesi), “Haldun Taner” maddesi: teis.yesevi.edu.tr

Bunları da sevebilirsiniz

Düşüncenizi yazın

E-posta adresiniz yayımlanmaz.