Münâcât
Şinasi · Şinâsî, Müntehabât-ı Eş'ârım (Tasvîr-i Efkâr Matbaası); metin: Vikikaynak, "Münâcât (İbrahim Şinâsî)"
Hak Teâlâ azamet âleminin pâdişehi
Lâ-mekândır olamaz devletinin taht-gehi
Hâsdır Zât-ı İlâhisine mülk-i ezelî
Bî-hudûd anda olan kevkebe-i lem-yezeli
Eser-i hikmetidir yerle göğün bünyâdı
Dolu boş cümle yed-i kudretinin îcâdı
İzzet ü şânını takdis kılar cümle melek
Eğilir secde eder pîş-i celâlinde felek
Emri vech üzre yer eyler gece gündüz hareket
Değişir tâzelenir mevsim-i feyz ü bereket
Pertev-i rahmetinin lem’asıdır ayla güneş
Tâb-ı hışmından alır alsa cehennem âteş
Şerer-i heybet-i ulviyyesidir yıldızlar
Anların şûlesi gök kubbesini yaldızlar
Kimi sâbit kimi seyyar be-takdîr-i Kadîr
Tanrı’nın varlığına her biri bürhân-ı münîr
Varlığın bilme ne hâcet küre-i âlem ile
Yeter isbâtına halk ettiği bir zerre bile
Göremez zâtını mahlûkunun âdî nazarı
Hisseder nûrunu amma ki basiret basarı
Vahdet-i zâtına aklımca şehâdet lâzım
Can ü gönlümle münâcât ü ibâdet lâzım
Neş’e-i şevk ile âyâtına tapmak dilerim
Anla var Hâlik’ima gayri ne yapmak dilerim
Ey Şinâsî içimi havf-ı İlâhî dağlar
Sûretim gerçi güler kalb gözüm kan ağlar
Eder isyanıma gönlümde nedâmet galebe
Neyleyim yüz bulamam ye’s ile afvım talebe
Ne dedim tövbeler olsun bu da fi’l-i şerdir
Benim özrüm günehimden iki kat bed-terdir
Nûr-ı rahmet niye güldürmeye rû-yi siyehim
Tanrı’nın mağfiretinden de büyük mü günehim
Bî-nihâye keremi âleme şâmil mi değil
Yoksa âlemde kulu âleme dâhil mi değil
Kulunun za’fına nisbet çoğ ise noksanı
Ya anın kahrına galib mi değil ihsanı
Sehvine oldu sebeb acz-i tabiî kulunun
Hem O’dur âlem-i ma’nîde şefî’i kulunun
Beni afvetmeğe fazl-ı ilâhîsi yeter
Sanma hâşâ kerem-i nâ-mütenâhîsi biter
Şiirin açıklaması
Şinâsî'nin Müntehabât-ı Eş'ârım adlı şiir kitabında yer alan bu münâcât, beyitlerle (ikişer dizelik birimlerle) yazılmıştır. Tanzimat'ın öncü şairi, geleneksel münâcât türünü akla ve kâinatın düzenine dayanan bir bakışla yeniden yorumlar. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin "Münâcât" maddesinde Şinâsî, Ziyâ Paşa ve Mehmed Âkif, Tanzimat sonrasında bu türü farklı bir sesle sürdüren şairler arasında anılır.
Kudretin delilleri (1-12. beyitler). Şair, Allah'ı "azamet âleminin padişahı" olarak över; O'nun mekândan münezzeh olduğunu, yerin ve göğün O'nun hikmetinin eseri olduğunu söyler. Gece ile gündüzün dönüşü, mevsimlerin yenilenmesi, ay ve güneşin ışığı, sabit ve gezen yıldızlar birer "parlak delil"dir. İnsanın gözü O'nun zâtını göremez, ama basiret sahibi O'nun nurunu hisseder.
Pişmanlık ve ümit (13-20. beyitler). "Ey Şinâsî" diye kendine seslenen şair, yüzü gülse de kalbinin kan ağladığını, günahları yüzünden af dilemeye yüzü olmadığını söyler. Hemen ardından bu umutsuzluğu da bir kusur sayar: Allah'ın mağfiretinden büyük günah olamaz; O'nun sonsuz keremi bütün âlemi kuşatır. Şiir, "Beni affetmeye Allah'ın lütfu yeter" güveniyle biter.
Sözlük
- münâcât
- Allah'a yakarış
- lâ-mekân
- mekânı olmayan
- lem-yezel
- ölümsüz, sonsuz
- bünyâd
- temel, yapı
- yed-i kudret
- kudret eli
- pîş-i celâl
- yüceliğin önü
- pertev
- ışık
- lem'a
- parıltı
- şerer
- kıvılcım
- bürhân-ı münîr
- parlak delil
- basiret
- gönül gözü
- havf
- korku
- nedâmet
- pişmanlık
- ye's
- umutsuzluk
- bed-ter
- daha kötü
- rû-yi siyeh
- kara yüz, günahkâr yüz
- bî-nihâye
- sonsuz
- şefî'
- şefaat eden
Düşüncenizi yazın