Edebî Sanatlar: Söz Sanatları ve Şiirlerden Örnekler
Teşbih, istiare, teşhis, intak, mübalağa, tezat, telmih ve öteki edebî sanatlar; her biri divan ve halk şiirinden örneklerle.
Edebî sanatlar, şairin söylediğini daha etkili, daha güzel ve daha akılda kalıcı kılmak için başvurduğu söyleyiş yollarıdır. Bir sevgiliyi “yürüyen bir selvi”ye benzetmek, bir dağa “taş bağırlı” diye seslenmek ya da bir çiçeğe konuşturmak, gündelik dilin yapamadığını yapar: Sözü bir imgeye, bir duyguya, bir tabloya dönüştürür. Bu yazıda en sık karşılaşılan edebî sanatları, her birini sitemizde yer alan şiirlerden alınmış örneklerle anlatıyoruz.
Edebî sanat nedir?
Klasik belâgat geleneğinde söz sanatları iki ana başlık altında incelenir. Beyân, bir anlamı farklı yollarla anlatmanın, yani benzetme ve mecazın bilgisidir; teşbih, istiare, mecaz ve kinaye bu başlıkta yer alır. Bedî ise sözü güzelleştiren sanatları inceler; bunlar da anlamla ilgili sanatlar ve sesle, kelimelerin söylenişiyle ilgili sanatlar diye ikiye ayrılır. Okullarda bu sanatların çoğu Türkçe adlarıyla da öğretilir: teşbih için benzetme, teşhis için kişileştirme, intak için konuşturma, mübalağa için abartma gibi.
Aşağıdaki örneklerin çoğu divan şiirinden ve halk şiirinden alınmıştır. Her örneğin altında şiirin tamamına ve günümüz Türkçesiyle açıklamasına giden bağlantı var.
Benzetmeye dayalı sanatlar
Teşbih (benzetme)
Aralarında ortak bir özellik bulunan iki şeyden, zayıf olanı güçlü olana benzetmektir. Teşbihin dört ögesi vardır: benzeyen, kendisine benzetilen, benzetme edatı (gibi, sanki, kadar, -ce) ve benzetme yönü. Dört öge de bulunan teşbihe tam teşbih denir.
Kükremiş sel gibiyim; bendimi çiğner aşarım;
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
— Mehmet Âkif Ersoy, İstiklâl Marşı
Burada benzeyen “ben” (millet), kendisine benzetilen “kükremiş sel”, benzetme edatı “gibi”dir. Benzetme yönü de dizenin devamında söylenir: Sel gibi bendi çiğneyip aşmak, önüne konan her engeli yıkmak.
Teşbih-i belîğ (güçlü benzetme)
Yalnızca benzeyen ile kendisine benzetilenin kullanıldığı, edatın ve benzetme yönünün söylenmediği teşbihtir. Benzetmenin en güçlü biçimi sayılır.
Sana derim sana kaşı kemanım
— Karacaoğlan, Esti seher yeli söküldü seller
Sevgilinin kaşı yaya (keman) benzetilmiştir; ama ne “gibi” edatı ne de benzetme yönü (kavisli olmak) söylenmiştir. Aynı şiirdeki “kömür gözlüm” ifadesi de teşbih-i belîğdir.
Bir başka örnek yine İstiklâl Marşı’ndadır: “Medeniyet” dediğin tek dişi kalmış canavar. Medeniyet, edat kullanılmadan doğrudan “tek dişi kalmış canavar”a benzetilmiştir.
İstiare (eğretileme)
Teşbihin iki temel ögesinden yalnızca birinin kullanılmasıyla yapılan sanattır. Yalnızca kendisine benzetilen söylenirse açık istiare, yalnızca benzeyen söylenip benzetilenin bir özelliği verilirse kapalı istiare olur.
Gidelim serv-i revânım yürü Sa‘dâbâd’a
— Nedîm, Bir safâ bahşedelim
“Serv-i revân”, yürüyen selvi demektir. Nedîm sevgilisini, boyu uzun ve salınarak yürüdüğü için selvi ağacına benzetmiş, ama sevgiliyi hiç anmadan yalnızca “yürüyen selvi” demiştir. Benzeyen (sevgili) söylenmediği, yalnızca kendisine benzetilen (selvi) kullanıldığı için bu bir açık istiaredir. Karacaoğlan’ın sevgilisine “ceranım” (ceylanım) demesi de aynı türdendir.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar
— Mehmet Âkif Ersoy, İstiklâl Marşı
İman, boğulabilecek canlı bir varlığa benzetilmiştir. Benzetilen canlı söylenmemiş, ona ait “boğulmak” özelliği imana verilmiştir. Benzeyen (iman) söylendiği ve benzetilen yalnızca bir özelliğiyle sezdirildiği için bu bir kapalı istiaredir.
Teşhis (kişileştirme)
İnsan dışındaki varlıklara insana özgü nitelikler ve davranışlar vermektir. Kişileştirme aslında kapalı istiarenin bir türüdür: Varlık insana benzetilir, ama insan söylenmez.
Karlı dağların başında
Salkım salkım olan bulut
Saçın çözüp benim için
Yaşın yaşın ağlar mısın
— Yunus Emre, Taştın yine deli gönül
Yunus Emre, buluta saçlarını çözüp yas tutan ve ağlayan bir insan gibi seslenir. Yağmur, bulutun gözyaşına; dağılan bulut, çözülen saçlara dönüşür.
İntak (konuşturma)
İnsan dışındaki varlıkları konuşturmaktır. Konuşan her varlık aynı zamanda kişileştirilmiş olduğundan, intak bulunan her yerde teşhis de vardır; ama her teşhiste intak yoktur.
Sordum sarı çiçeğe benzin neden sarıdır
Çiçek eydür ey derviş ahım dağlar eridir
— Yunus Emre, Sordum sarı çiçeğe
Şiir baştan sona bir dervişin çiçeğe sorduğu sorulardan ve çiçeğin verdiği cevaplardan oluşur. Çiçek konuşturulduğu için intak, insan gibi düşünüp duyduğu için teşhis vardır.
Anlam kaymasına dayalı sanatlar
Mecaz-ı mürsel (ad aktarması)
Bir sözü, benzetme amacı olmadan, aralarındaki parça-bütün, iç-dış, yer-yerde bulunan gibi bir ilgiden yararlanarak başka bir şeyin yerine kullanmaktır.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı
— Orhan Veli Kanık, İstanbul’u Dinliyorum
Dinlenen İstanbul şehrinin kendisi değil, şehirdeki seslerdir: rüzgârın sesi, kuşların cıvıltısı, dalyanlarda çekilen ağların sesi. Yer söylenip orada bulunanlar kastedildiği için bu bir ad aktarmasıdır.
Kinaye
Bir sözü hem gerçek hem mecaz anlamını düşündürecek biçimde kullanıp asıl olarak mecaz anlamını kastetmektir. Deyimlerin çoğu kinayeli söyleyişlerdir.
Gerçeğin eteğin tutup
— Kul Himmet, Pare pare yalan dünya
“Bir gerçek erin eteğini tutmak” sözü, gerçek anlamıyla birinin giysisinin eteğine yapışmayı da anlatabilir. Ama şairin kastettiği, bir ermişe bağlanıp onun yolundan gitmektir.
Tariz (iğneleme)
Bir kişiyi ya da durumu, söylenenin tam tersini kastederek alaylı bir dille eleştirmektir. Övüyormuş gibi görünen ama aslında yeren sözler tarizlidir. Tariz çoğu zaman söyleyişin tonundan ve bağlamından anlaşılır.
Abartı ve sebep gösterme
Mübalağa (abartma)
Bir şeyi olduğundan çok büyük ya da çok küçük göstermektir.
Bir ah çeksem yüce dağlar delinir
— Karacaoğlan, Esti seher yeli söküldü seller
Aynı abartıyı Nesîmî gözyaşları için kullanır: Gözlerimden sanasan deryâ-yı ummân ayrılır (Gözlerimden sanki okyanus akıyor). — Ey Müselmânlar medet ol yâr pinhân ayrılır
Hüsn-i ta‘lîl (güzel sebep gösterme)
Bir olayın gerçek sebebini bir yana bırakıp onu güzel ve hayalî bir sebebe bağlamaktır.
Yüzün şerh edeli gülşende Şeyhî
Hayâdan gül yüzü gark-ı arakdır
— Şeyhî, Cihân hüsnü yüzünden bir varakdır
Gülün üzerindeki çiy damlalarının gerçek sebebi sabah serinliğidir. Şeyhî ise bunu başka türlü açıklar: Şair gül bahçesinde sevgilinin yüzünü anlatınca, ondan daha güzel bir yüz olduğunu anlayan gül utanmış, yüzü utancından tere batmıştır.
Karşıtlık ve uyum
Tezat (karşıtlık)
Anlamca birbirine karşıt kavramları ya da durumları bir arada kullanmaktır.
Meni gül ister iken mübtelâ-yı hâr etdün
— Fuzûlî, Hilâf-ı re’yüm ile ey felek medâr etdün
Şair feleğe sitem eder: “Ben gül isterken beni dikene tutsak ettin.” Gül (sevgili, mutluluk) ile hâr (diken, sıkıntı) karşıt anlamlarıyla bir aradadır.
Tenâsüp (uygunluk)
Anlamca birbiriyle ilgili, aynı alana ait kelimeleri bir arada kullanmaktır. Tezattan farkı, kelimelerin birbirine karşıt değil, birbirini tamamlayıcı olmasıdır.
Garip bülbül konar gül budağına
Bülbülün feryadı bağı yandırır
— Karacaoğlan, Dağı taşı yandırır
Bülbül, gül, budak ve bağ kelimeleri aynı tabloyu tamamlar. Divan şiirindeki gül ile bülbül ilişkisini divan şiirinde semboller yazımızda anlattık.
Göndermeler
Telmih (hatırlatma)
Herkesçe bilinen bir olaya, kişiye, hikâyeye, ayete ya da atasözüne açıkça anlatmadan gönderme yapmaktır.
Kıl tefâhur kim senün her var men tek âşıkun
Leylî’nin Mecnûn’u Şîrîn’ün eger Ferhâd’ı var
— Fuzûlî, Mende Mecnûn’dan füzûn âşıklık isti’dâdı var
Fuzûlî, sevgilisine “Leylâ’nın Mecnûn’u, Şirin’in Ferhat’ı varsa, senin de benim gibi bir âşığın var; bununla övün” der. Bu iki dizede Leylâ ile Mecnûn ve Ferhat ile Şirin hikâyeleri hatırlatılır.
İrsâl-i mesel (örnekleme)
Söylenen bir düşünceyi kanıtlamak için atasözü ya da atasözü değerinde bir söz kullanmaktır.
Hasmın karıncaysa merdane takın
Ummadığın taş başa düşer mi düşer
— Pir Sultan Abdal, Ne kadar bilirsen bilene danış
Düşmanı küçük görmemek gerektiği düşüncesi, “Ummadık taş baş yarar” atasözüyle desteklenmiştir.
Anlatımı güçlendiren sanatlar
Tekrîr (yineleme)
Anlamı güçlendirmek ya da ahenk sağlamak için bir kelimeyi veya söz grubunu tekrarlamaktır.
Danışan dağları aşar mı aşar
…
Yorulup yollarda şaşar mı şaşar
— Pir Sultan Abdal, Ne kadar bilirsen bilene danış
Nidâ (seslenme)
Coşkun bir duyguyla bir varlığa seslenmek ya da duyguyu ünlemle dile getirmektir. Genellikle “ey”, “hey”, “ah” gibi ünlemlerle yapılır.
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl
— Mehmet Âkif Ersoy, İstiklâl Marşı
Şair bayraktaki hilâle seslenir. Hilâle “yüzünü asma” demesiyle aynı dizede teşhis de vardır.
İstifhâm (soru sorma)
Cevap beklemeden, duyguyu ve anlamı güçlendirmek için soru sormaktır.
Hangi çılgın bana zincir uracakmış? Şaşarım!
— Mehmet Âkif Ersoy, İstiklâl Marşı
Sual ü cevap (soru-cevap)
Şiirin bir bölümünü ya da tamamını soru ve cevaplar biçiminde kurmaktır. Halk şiirinde “dedim-dedi” biçiminde yazılan şiirler bu sanatın tipik örnekleridir.
Dedim: dilber yanakların kızarmış,
Dedi: çiçek taktım, gül yarasıdır.
— Âşık Ömer, Dedim–dedi
Tecâhül-i ârif (bilip bilmezlikten gelme)
Bilinen bir şeyi, bir nükte yapmak amacıyla bilmiyormuş gibi davranarak sormaktır. Örneğin sevgilinin güzel yüzünü görüp “Bu bir yüz mü, yoksa ay mı?” diye sormak, hem bir soru hem de ustaca bir övgüdür.
Söze ve sese dayalı sanatlar
- Cinas: Yazılışı ve söylenişi aynı, anlamları farklı kelimeleri bir arada kullanmaktır. Halk şiirindeki cinaslı mâniler bu sanatın en bilinen örnekleridir.
- Tevriye: Birden fazla anlamı olan bir kelimeyi, yakın anlamını düşündürüp uzak anlamını kastedecek biçimde kullanmaktır.
- Leff ü neşr: Önce birkaç kavramı sıralayıp sonra bunlarla ilgili kavramları aynı sırayla (düzgün) ya da farklı sırayla (karışık) söylemektir.
- Aliterasyon: Ahenk sağlamak için aynı ünsüzün dize içinde tekrarlanmasıdır.
- Asonans: Aynı ünlünün dize içinde tekrarlanmasıdır.
Kısa özet
- Teşbih: benzetme
- İstiare: teşbihin tek ögesiyle yapılan benzetme
- Teşhis / intak: kişileştirme / konuşturma
- Mecaz-ı mürsel: benzetme amacı olmadan ad aktarma
- Kinaye: gerçek ve mecaz anlamı birlikte düşündürme
- Mübalağa / hüsn-i ta‘lîl: abartma / güzel sebep gösterme
- Tezat / tenâsüp: karşıtlık / uygunluk
- Telmih / irsâl-i mesel: hatırlatma / atasözüyle örnekleme
- Tekrîr, nidâ, istifhâm: yineleme, seslenme, soru sorma
Bu sanatları şiirlerde bulmayı öğrendikten sonra bir şiiri baştan sona çözümlemek için şiir tahlili nasıl yapılır yazımıza göz atabilirsiniz.
Sık sorulan sorular
Teşbih ile istiare arasındaki fark nedir?
Teşbihte benzeyen ile kendisine benzetilen birlikte bulunur (“kükremiş sel gibiyim”). İstiarede ise bu iki ögeden yalnızca biri vardır: Yalnızca benzetilen söylenirse açık istiare (“serv-i revânım”), yalnızca benzeyen söylenirse kapalı istiare (“imanı boğar”) olur.
Her teşhis intak mıdır?
Hayır. Konuşturulan her varlık kişileştirilmiş sayıldığı için her intakta teşhis vardır; ama bir varlık konuşturulmadan da kişileştirilebilir. Bulutun saçını çözüp ağlaması teşhistir, intak değildir.
Mecaz-ı mürsel ile istiare nasıl ayırt edilir?
İstiarede iki şey arasında bir benzerlik ilişkisi vardır. Mecaz-ı mürselde ise benzetme yoktur; kelime, parça-bütün ya da yer-yerde bulunan gibi bir ilgi yüzünden başka bir şeyin yerine kullanılır.
Kaynakça
- TDV İslâm Ansiklopedisi, “Beyân”, “Bedî”, “Teşbih” ve “İstiâre” maddeleri
- Örnek dizeler, sitemizde yayımlanan şiirlerin metinlerinden alınmıştır.


