Keloğlan Hint Padişahının Oğlu Oluyor
Cebindeki birkaç kuruşla kendini Hint padişahının oğlu diye tanıtan Keloğlan, kurnazlığıyla padişah sarayına kadar yükselir.
Bu sayfada Keloğlan masallarından “Keloğlan Hint Padişahının Oğlu Oluyor” yer alıyor. Masal, kamu malı bir derlemedeki anlatımına sadık kalınarak leylailemecnun.net tarafından bugünkü Türkçeyle yeniden anlatılmıştır; kaynağı sayfanın sonunda.
Keloğlan Hint Padişahının Oğlu Oluyor
Vaktiyle İstanbul’da, cebinde metelik olmayan bir Keloğlan yaşardı. Bir gün çarşıda yüksek sesle söylendi:
– Şu elimde beş kuruş olsaydı, öyle bir marifet gösterirdim ki herkes ağzı açık kalırdı!
Bunu duyan zengin bir adam merak etti, cebinden yedi kuruş çıkarıp Keloğlan’a uzattı: ‘Al bakalım, göster de görelim marifetini!’
Keloğlan parayı aldığı gibi bir şerbetçiye gitti. ‘Şu şerbeti saat birde Tahtakale Hamamı’na götür. Hint padişahının oğlu orada yıkanıyor; hamamdan çıkarken içecek’ dedi. Sonra bir börekçiye uğradı, ona da börek ısmarladı; bir bakkaldan da en iyisinden tütün ve sigara kâğıdı aldı. Hepsini aynı hamama, aynı saatlere sipariş etti.
Kendisi öğleyin hamama girdi, eski püskü giysilerini bir köşeye saklayıp göbek taşına uzandı. Akşam olunca hamamcılar söylenmeye başladı: ‘Hadi kel, kalk artık, hamamı temizleyeceğiz!’ Keloğlan ‘Ağır olun, ağır!’ deyip yerinden kıpırdamadı; hamamcılar da ona birkaç tokat attılar.
Tam o sırada kapı çalındı. Şerbetçi gelmişti: ‘Hint padişahının oğlunun şerbeti!’ Hamam sahibinin rengi attı. Koşup Keloğlan’ın önünde eğildi: ‘Efendim, bağışlayın, sizi tanıyamadık!’ Az sonra börekçi geldi, ardından tütün… Artık kimsenin şüphesi kalmamıştı. Hamamcılar Keloğlan’ı el üstünde tuttular; hamam sahibi de ona kendi bayramlık giysilerini, ceplerine altın ve gümüş koyarak getirtti. Keloğlan hamamdan çıkarken herkese cömertçe bahşiş dağıttı.
Hamam sahibi onu evinde ağırladı, ertesi gün de bir handa güzel bir oda tuttu. Keloğlan iki hizmetkâr kiraladı; birini kapısına nöbetçi dikti: ‘Kim gelirse girmek yasak de!’ Sonra sadrazamın ve serdarın seyislerine para verip onların süslü atlarını bir günlüğüne ödünç aldı ve maiyetiyle şehirde gezintiye çıktı.
Saray önünden geçerken padişahın kızı onları pencereden gördü ve kim olduklarını sordurdu. ‘Hint padişahının oğlu!’ cevabı geldi. Akşam kızı bunu babasına anlatınca padişah telaşlandı: Böyle bir misafir şehre gelmiş de kendisinin haberi yok muydu? Hemen onu saraya davet etmek için bir yaver gönderdi.
Ama yaver kapıdan içeri alınmadı. Ardından sadrazam gitti, o da geri çevrildi. Padişah ‘Demek ki onu karşılamadığımız için gücendi’ diye düşündü ve şeyhülislamı gönderdi. Keloğlan onu içeri aldı, saygıyla ayağa kalktı ve saraya ancak bir bando ile bir süvari alayı eşliğinde gideceğini söyledi. Padişah bunu da kabul etti; Keloğlan saraya büyük bir törenle götürüldü.
Padişahın kızı bu genç beye gönlünü kaptırmıştı; padişah da kızını ona vermeye razıydı. Keloğlan ise ‘Anamın babamın izni olmadan olmaz’ dedi. Padişah hemen Hindistan’a bir mektup yolladı. Mektup gidince Keloğlan’ın uykusu kaçtı: Hint padişahı ‘Benim böyle bir oğlum yok’ derse işi bitmişti!
Hint padişahı mektubu okuyunca önce güldü, sonra karısına anlattı. Kadın da gülerek ‘Bizi görmeden bize ana baba demiş, ne güzel! Razı olduğumuzu yazalım’ dedi. Üstelik oğullarına hediye olarak dolu bir gemi gönderdiler.
Gemi İstanbul’a varıp düdüğünü öttürdüğünde Keloğlan korkudan ne yapacağını bilemiyordu. Ama padişah mektubu okuyup sevinçle ‘Baban izin vermiş!’ deyince derin bir nefes aldı. Kırk gün kırk gece düğün yapıldı. Düğün akşamı padişah ondan bir dileği olup olmadığını sordu. Keloğlan, kendisine iyilik eden hamamcıya, hancıya ve o ilk yedi kuruşu veren adama birer makam verilmesini istedi. Sonra karısıyla birlikte Hindistan’a gitti; orada da onu oğul bildiler ve ömür boyu mutlu yaşadılar.
Masaldan çıkan ders
Bu masal, kurnazlığın ve cesaretin insanı nerelere taşıyabileceğini gülümseyerek anlatır. Keloğlan zor günlerinde kendisine iyilik edenleri unutmadı; masalın asıl güzelliği de bu vefadır. Ama yalanın insana nasıl uykusuz geceler yaşattığını da gösterir.
Masalın kaynağı
Friedrich Giese, Türkische Märchen (Jena: Eugen Diederichs, 1925), Nr. 19 ‘Der Grindkopf’ (Anadolu’dan derlenmiştir).
Masal, Türk halk masallarını 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başında derleyen araştırmacıların kamu malı olmuş yayınlarından alınmıştır. Keloğlan’ı tanımak için Keloğlan sayfamıza bakabilirsiniz.


