Keloğlan ile Altın Ağacı
Ağaçla konuşmaya kalkan Keloğlan kovuktan altın çıkarır; ama ağabeyinin sözünü harfi harfine tutunca işler karışır.
Bu sayfada Keloğlan masallarından “Keloğlan ile Altın Ağacı” yer alıyor. Masal, kamu malı bir derlemedeki anlatımına sadık kalınarak leylailemecnun.net tarafından bugünkü Türkçeyle yeniden anlatılmıştır; kaynağı sayfanın sonunda.
Keloğlan ile Altın Ağacı
Evvel zaman içinde, bir köyde iki kardeş yaşardı. Büyüğü aklı başında, işini bilen biriydi. Küçüğünün adı Mehmet’ti ama başında tek tel saç olmadığından herkes ona Keloğlan derdi. Babalarından kalan birkaç hayvanı paylaştıklarında Keloğlan’ın payına kör bir inek düştü. O da hiç sızlanmadan ineğini her sabah otlağa götürür, akşam geri getirirdi.
Bir gün yol kenarında otururken rüzgâr çıktı. Yanı başındaki yaşlı ağacın dalları gıcır gıcır ötmeye başladı. Keloğlan bu sesi kendisine söylenmiş bir söz sandı.
– Ne diyorsun ağaç? Ağabeyimi mi gördün?
Ağaç cevap vermedi, yalnızca gıcırdamayı sürdürdü. Keloğlan bir daha sordu, bir daha sordu; ağaç yine sustu. Sonunda öfkelendi, baltasını kaptığı gibi gövdeye girişti. Birkaç vuruştan sonra kovuktan şıkır şıkır altınlar dökülmeye başladı.
Keloğlan koşa koşa eve gitti, ağabeyinden öküzünü ve arabasını ödünç aldı. Çuvallara toprak doldurdu, ağacın dibine varınca toprağı boşaltıp yerine altınları koydu. Akşam arabayı eve getirdiğinde ağabeyi gözlerine inanamadı.
Ne var ki böyle bir haber köyde saklı kalmaz. Kısa sürede herkes kardeşlerin talihini duydu. İki kardeş tedirgin oldu; altınları derin bir çukura gömüp köyden ayrılmaya karar verdiler. Biraz yol almışlardı ki ağabeyin aklına bir şey geldi.
– Eyvah, kapıyı kilitlemeyi unuttuk! Çabuk dön de o kapıyı kimse açamasın!
Keloğlan geri döndü, kapının karşısına geçip düşündü taşındı. ‘Kapıyı kimse açamasın isteniyorsa en iyisi onu yanımda götürmek’ dedi. Kapıyı yerinden söktü, sırtına vurdu ve ağabeyinin yanına taşıdı. Ağabeyi onu kapıyla görünce öfkeden ne yapacağını bilemedi, Keloğlan ise pek memnundu.
– Gördün mü? Artık bu kapıyı kimse açamaz!
Tam o sırada uzaktan üç atlı göründü. Kardeşler peşlerine düşüldüğünü sanıp kapıyla birlikte bir ağaca tırmandılar. Karanlıkta kimse onları fark etmedi. Ama atlılar ağacın altından geçerken Keloğlan kapıyı bırakıverdi; kapı atlılardan birinin tepesine indi. Adamlar ‘Kıyamet kopuyor!’ diye bağırarak atlarını dört nala sürüp uzaklaştılar.
Birkaç gün sonra ağabeyi, kardeşinin bitmek bilmeyen tuhaflıklarından bıktı ve ona haber vermeden çekip gitti. Keloğlan kendini yapayalnız buldu. Ama o, dert edecek biri değildi; doğruldu ve yola koyuldu. Onun bundan sonraki serüvenleri ise Keloğlan ile Kuyudaki Cin masalının konusudur.
Masaldan çıkan ders
Bir sözü yalnızca kelimeleriyle değil, anlamıyla dinlemek gerekir. Keloğlan’ın talihi yaver gitti ama düşünmeden yaptığı işler başını derde soktu. Şans kapıyı çalabilir; onu korumak ise akıl ister.
Masalın kaynağı
Ignác Kúnos, Forty-four Turkish Fairy Tales (London: George G. Harrap & Co., 1913), ‘Mahomet, the Bald-Head’, s. 95-101 (masalın birinci yarısı); açılış bölümü (miras paylaşımı) için ayrıca Ignác Kúnos, Türkische Volksmärchen aus Stambul (Leiden: Brill, 1905), ‘Mehmed, der Kahlköpfige’.
Masal, Türk halk masallarını 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başında derleyen araştırmacıların kamu malı olmuş yayınlarından alınmıştır. Keloğlan’ı tanımak için Keloğlan sayfamıza bakabilirsiniz.


