Keloğlan ile Otuz Peri
Topal annesini sırtında şifalı hamama taşıyan Keloğlan, yolda gizli bir köşke girer ve padişah kızının derdine çare olacak sırrı öğrenir.
Bu sayfada Keloğlan masallarından “Keloğlan ile Otuz Peri” yer alıyor. Masal, kamu malı bir derlemedeki anlatımına sadık kalınarak leylailemecnun.net tarafından bugünkü Türkçeyle yeniden anlatılmıştır; kaynağı sayfanın sonunda.
Keloğlan ile Otuz Peri
Bir padişahın gül yüzlü bir kızı vardı. Kız her gün saray bahçesindeki gölün kıyısında otururdu. Bir gün bir güvercin gelip yüzüğünü kaptı, ertesi gün bileziğini, daha ertesi gün de dantelini. O günden sonra kız derin bir hasrete düşüp yataklara serildi; ne hekimler çare bulabildi ne hocalar.
Vezir bir yol buldu: Suyu her derde deva bir hamam yaptırılacaktı; ama oraya giren herkes önce başından geçenleri anlatacaktı. Tellallar her yerde duyurdu: ‘Keller saça, sağırlar kulağa, körler göze, topallar ayağa kavuşacak!’
Bu haberi yoksul bir Keloğlan ile topal annesi de duydu.
– Merak etme ana, ben seni sırtımda taşırım, dedi Keloğlan.
Yolda bir ırmak kıyısında dinlenirken tuhaf bir şey gördü: Bir testi su taşıyan bir horoz. Peşine takıldı; horoz bir duvardaki delikten bir köşke girdi, Keloğlan da ardından. İçeride kimsecikler yoktu. Keloğlan bir sandığa saklandı. Az sonra üç güvercin süzülüp geldi, silkinip birer genç kıza dönüştü; odayı toplayıp bir sofra kurdular.
Keloğlan’ın karnı zil çalıyordu. Sofraya elini uzattı ama görünmez bir el iki eline birden vurdu; korkudan sandığına geri kaçtı. Derken bembeyaz bir güvercin geldi ve yakışıklı bir delikanlıya dönüştü. Elinde padişah kızının yüzüğü, bileziği ve danteli vardı; onlara bakıp bakıp ağladı. Keloğlan sabahı zor etti, sonra köşkten sıvışıp annesinin yanına döndü.
Ana oğul hamama varıp şifalı suya girdiler: Annesi topallıktan kurtuldu, Keloğlan’ın başında da gür saçlar bitti. Sonra adet olduğu üzere Keloğlan gördüklerini anlattı. Padişahın kızı bunu duyunca yatağından doğruldu ve Keloğlan’dan kendisini o köşke götürmesini istedi.
Kız da aynı sandığa saklandı. Beyaz güvercin delikanlıya dönüşünce onu buldu. Delikanlı her şeyi anlattı: Adı Bahtiyar Bey’di, perilerin padişahıydı; ama aslında doğduktan üç gün sonra periler tarafından kaçırılmıştı ve günde yalnızca iki saat kendi başına kalabiliyordu.
Bahtiyar Bey kızı kendi annesinin evine gönderdi; kız orada sevgiyle karşılandı. Evlendiler, bir oğulları oldu; Bahtiyar Bey her gün o iki saatte onları görmeye geldi. Gerçeği öğrenen annesi, otuz perinin her akşam konduğu servi ağacının dallarına zehirli iğneler yerleştirdi. Periler o akşam dallara kondu ve bir daha kalkamadı.
Böylece Bahtiyar Bey özgür kaldı. Anne, oğul ve gelin kavuştular; kırk gün kırk gece düğün bayram edildi.
Masaldan çıkan ders
İyilik ve fedakârlık, insanı hiç ummadığı kapılara götürür. Annesini sırtında taşıyan Keloğlan hem kendi derdine şifa buldu hem de bir başkasının derdine çare oldu. Gözünü açık tutan, en gizli sırları bile öğrenebilir.
Masalın kaynağı
Ignác Kúnos, Forty-four Turkish Fairy Tales (London: George G. Harrap & Co., 1913), ‘The Padishah of the Thirty Peris’, s. 243-249.
Masal, Türk halk masallarını 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başında derleyen araştırmacıların kamu malı olmuş yayınlarından alınmıştır. Keloğlan’ı tanımak için Keloğlan sayfamıza bakabilirsiniz.


