Keloğlan ile Sihirli Sarık
Ağabeyinin peşinden Mısır'a giden Keloğlan, sihirli bir sarık, kırbaç ve seccadeyle padişah kızının her gece kaybolmasının sırrını çözer.
Bu sayfada Keloğlan masallarından “Keloğlan ile Sihirli Sarık” yer alıyor. Masal, kamu malı bir derlemedeki anlatımına sadık kalınarak leylailemecnun.net tarafından bugünkü Türkçeyle yeniden anlatılmıştır; kaynağı sayfanın sonunda.
Keloğlan ile Sihirli Sarık
Vaktiyle anası babası ölmüş iki kardeş vardı. Büyüğü, kendisine düşen mirasla bir dükkân açıp çalışmaya koyuldu. Küçüğü ise bir Keloğlan’dı; hem kel hem de biraz hoppa. Payına düşeni yiyip içip harcadı, sonra da ağabeyinin kapısına gelip durmadan para istedi.
Ağabeyi sonunda bıktı; dükkânını satıp Mısır’a giden bir gemiye bindi. Ama Keloğlan gizlice gemiye saklanmıştı! Mısır’a varınca ağabeyi ‘Sen burada bekle, ben katır bulup geleceğim’ dedi ve bir daha dönmedi.
Keloğlan ağabeyini aramak için yola düştü, aylarca yürüdü. Bir dağın eteğinde kavga eden üç kardeşe rastladı. Babalarından onlara üç şey kalmıştı: Takanı görünmez yapan bir sarık, bineni havada uçuran bir kırbaç ve bir seccade. Bir türlü paylaşamıyorlardı.
– Size bir yol göstereyim, dedi Keloğlan. Şu tahta oku atacağım, peşinden koşun, bakalım kim önce getirecek.
Kardeşler okun ardından koşarken Keloğlan üç eşyayı aldığı gibi havalandı ve büyük bir şehre uçtu. Bu şehirde padişahın kızı her gece ortadan kayboluyordu. Padişah, bu sırrı çözene kızını ve tahtının yarısını vereceğini ilan etmişti.
Keloğlan gece kızın kapısının önüne uzandı. Kız çıkarken iğneyle ayaklarını dürttü; Keloğlan uyuyor gibi yapıp kılını kıpırdatmadı. Kız çıkınca sarığı takıp görünmez oldu ve peşine düştü. Dışarıda bir cin kızı altın bir leğene oturtup havalandırdı; Keloğlan da leğene atladı, leğen az kalsın devriliyordu.
Gümüş ve altın ağaçlı bahçelerin üstünden geçtiler. Keloğlan birer dal kopardı; ağaçlar ‘Bir insanoğlu bize dokundu!’ diye inledi. Sonunda bir saraya vardılar. Keloğlan kızın mücevherli terliklerinden birini cebine attı. İçeride Devlerin padişahı kızı bekliyordu. Keloğlan bir kölenin elindeki kadehi düşürüp kırdı, görünmeden sofraya oturup yemeğe ortak oldu.
Dev telaşlanınca Keloğlan bir kılıç kapıp onu kızdan ayırdı ve başını uçurdu. Sonra şehre uçup hiçbir şey olmamış gibi kızın kapısında uyudu.
Sabah bütün şehri meydana topladı, gece olanları anlattı; kanıt olarak mücevherli dalı, terliği ve kırık kadehin parçasını gösterdi. Tam o sırada kalabalığın içinde ağabeyini gördü, koşup yakaladı. Sonra padişaha döndü:
– Kızınızı da tahtın yarısını da ağabeyime verin. Bana şu sarık, kırbaç ve seccade yeter.
Büyüden kurtulan padişah kızı, Keloğlan’ın ağabeyiyle evlendi.
Masaldan çıkan ders
Kötülüğe iyilikle karşılık vermek gönül zenginliğidir. Keloğlan, kendisini yabancı bir ülkede yalnız bırakan ağabeyine bile kucak açtı. Cesaret ve dikkat, en karanlık sırları bile aydınlatır.
Masalın kaynağı
Ignác Kúnos, Forty-four Turkish Fairy Tales (London 1913), ‘The Magic Turban, the Magic Whip, and the Magic Carpet’, s. 87-94; kahramanın kel olduğu, Kúnos derlemesinin R. Nisbet Bain tarafından yapılan çevirisinde (Turkish Fairy Tales and Folk Tales, London 1896) ve Kúnos’un Macarca Török mesevilág (Budapeşte 1914) baskısında belirtilir..
Masal, Türk halk masallarını 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başında derleyen araştırmacıların kamu malı olmuş yayınlarından alınmıştır. Keloğlan’ı tanımak için Keloğlan sayfamıza bakabilirsiniz.


