İçeriğe geç
28 Ekim 2026, Çarşamba Günün dizesi: “Gelmek elimde olsaydı, gelmezdim;”
Keloğlan

Keloğlan ile Kuyudaki Cin

Kuyuya düşen bir leblebi, Keloğlan'a sihirli bir sofra, altın öğüten bir değirmen ve söz dinleyen iki sopa kazandırır.

Keloğlan3 dk okuma
Paylaş
Işık saçan eski köy kuyusu, sofra ve değirmen

Bu sayfada Keloğlan masallarından “Keloğlan ile Kuyudaki Cin” yer alıyor. Masal, kamu malı bir derlemedeki anlatımına sadık kalınarak leylailemecnun.net tarafından bugünkü Türkçeyle yeniden anlatılmıştır; kaynağı sayfanın sonunda.

Keloğlan ile Kuyudaki Cin

Ağabeyi tarafından yalnız bırakılan Keloğlan, aç susuz günlerce yürüdü. Sonunda bir köye vardı, caminin kapısına oturup gelenden geçenden bir lokma ekmek istedi. Derken seyrek sakallı, ufak tefek bir adam yanına sokuldu.

Reklam

– Yanımda hizmetkâr olur musun, delikanlı?

– Olurum, dedi Keloğlan, ama bir şartım var: Ne sen bana kızacaksın ne de ben sana. Kim önce kızarsa, cezasını o çeker.

O yerlerde hizmetkâr bulmak kolay değildi; adam şartı kabul etti. Keloğlan işe başlar başlamaz kümesteki bütün tavukları, ağıldaki bütün koyunları kesti. Efendisi dişini sıktı. Keloğlan masum masum sordu:

– Yoksa kızdın mı efendim?

– Kızmadım, kızmadım, dedi adam. O günden sonra Keloğlan’ın tek işi evde oturup keyif çatmak oldu.

Bir gün cebindeki beş parayla bir avuç leblebi aldı. Kuyunun başında yerken bir tanesi elinden kayıp kuyuya düştü. Keloğlan kuyunun ağzına eğilip var gücüyle bağırdı: ‘Leblebimi isterim! Leblebimi isterim!’ Kuyudan iri yarı bir cin çıktı ve ona küçük bir sofra uzattı. ‘Sofra, kurul!’ dendiğinde sofra türlü türlü yemeklerle doluyordu.

Keloğlan sevincinden bütün köylüyü ziyafete çağırdı. Köylüler doya doya yediler ama evlerine kıskançlık içinde döndüler ve çok geçmeden sofrayı çalıp götürdüler. Keloğlan yine kuyuya koştu. Cin bu kez ona bir el değirmeni verdi: Sağa çevrilince altın, sola çevrilince gümüş öğütüyordu. Ne yazık ki değirmen de köylülerin gözüne battı ve o da kayboldu.

Reklam

Keloğlan üçüncü kez kuyunun başına geldi. Cin ona iki sopa uzattı ve sıkı sıkı tembihledi: Sopaları çalıştırmak için yalnızca ‘Sopalar, birleşin!’ demesi yeterdi. Keloğlan merakına yenilip sözü önce kendi üzerinde denedi; sopalar sırtında öyle bir şakladı ki aklı başına geldi.

Ertesi gün köylüleri yine sofraya çağırdı. Herkes yerine kurulunca ‘Sopalar, birleşin!’ dedi. Sopalar havalanıp misafirlerin sırtında dans etmeye başladı. Köylüler ‘Aman, sofranı da değirmenini de geri getireceğiz!’ diye yalvardılar. Sofra ile değirmen yerine gelince Keloğlan ‘Durun sopalar!’ dedi ve ortalık durulup sakinleşti.

Keloğlan üç armağanını alıp doğduğu köye döndü, orada ağabeyini buldu. İki kardeş kucaklaştı, ikisi de evlenip yuva kurdu. O günden sonra köyde Keloğlan’dan daha tedbirli kimse yoktu.

Masaldan çıkan ders

Kıskançlıkla başkasının malına göz dikenler sonunda mahcup olur. Keloğlan kaybettiklerini öfkeyle değil, akıl ve sabırla geri aldı. Güçlü bir şeyi kullanmadan önce onun nasıl durdurulacağını bilmek de en az onu bulmak kadar önemlidir.

Masalın kaynağı

Ignác Kúnos, Forty-four Turkish Fairy Tales (London: George G. Harrap & Co., 1913), ‘Mahomet, the Bald-Head’, s. 95-101 (masalın ikinci yarısı).

Masal, Türk halk masallarını 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başında derleyen araştırmacıların kamu malı olmuş yayınlarından alınmıştır. Keloğlan’ı tanımak için Keloğlan sayfamıza bakabilirsiniz.

Başka Keloğlan masalları

Bunları da sevebilirsiniz

Bu duyguyu anlatan şiirler