Ne dilber kim demâdem âşıka arz-ı cemâl etmez
Fuzûlî · Leylâ vü Mecnûn
Ne dilber kim demâdem âşıka arz-ı cemâl etmez
Kalur nâkıs bulup feyz-i nazar kesb-i kemâl etmez
Değül cezb etmeyen uşşâkı ma‘şûk olmağa kâbil
Ne hâsıl hüsn-i sûretden ki cezb-i ehl-i hâl etmez
Gerek ruhsâre-i ma‘şûk mahfî gayr-ı ârifden
Ki ârif olmayan idrâk-i sun‘-i Zülcelâl etmez
Hevâ-yı nefsdür kim hûblar vaslına tâlibdür
Ve ger ne aşk-ı kâmil fark-ı hicrân ü visâl etmez
Olan nakd-i hayâtın âşıkun ma‘şûk sarf eyler
Bu zulmi âh eğer ma‘şûkına âşık helâl etmez
Mecâz ehline hublar cilve-i nâz eylesünler kim
Özin ehl-i hakîkat mübtelâ-yı zülf ü hâl etmez
Fuzûlî âlem-i sûretde ser-gerdân gezer gâfil
Zehi gâfil bu sevdânun ser-encâmın hayâl etmez
Şiirin açıklaması
Mecnûn'un cevabıyla onun aşkının ulaştığı mertebeyi anlayan Leylâ, artık yüzünü kimseye göstermemeye karar verir: Âşığının istemediği bir güzelliğin kimsenin gözüne nasip olmaması gerekir. Bu kararını anlattıktan sonra bu gazeli söyler.
1. Âşığına her an güzelliğini göstermeyen dilber eksik kalır; bakışın feyzini bulamaz, olgunluğa ulaşamaz.
2. Âşıkları kendine çekmeyen sevgili olmaya layık değildir; hâl ehlini kendine çekmeyen suret güzelliğinden ne çıkar?
3. Sevgilinin yüzü, ârif olmayandan gizli olmalıdır; çünkü ârif olmayan, Allah'ın yaratışındaki sanatı kavrayamaz.
4. Güzellerin vuslatını istemek nefsin hevesidir; yoksa olgun aşk, ayrılıkla kavuşmayı birbirinden ayırmaz.
5. Sevgili, âşığın hayat sermayesini harcar; ah, âşık bu zulmü sevgilisine helal etmezse ne olur!
6. Güzeller mecaz ehline naz gösterileri yapsınlar; çünkü hakikat ehli kendini zülfe ve bene tutsak etmez.
7. Fuzûlî suret âleminde başı dönmüş, gafil gezer; ne gafildir ki bu sevdanın sonunu düşünmez.
Bu gazel, Fuzûlî'nin Leylâ vü Mecnûn mesnevîsinde Leylâ'nın dilinden söylenir ve 28. Bölüm: Leylâ’nın Takdiri bölümünde yer alır (beyit 2768–2774). Mesnevînin tamamı için: Leylâ vü Mecnûn. Günümüz Türkçesi: leylailemecnun.net.
Sözlük
- dilber
- gönül alan güzel
- demâdem
- her an
- arz-ı cemâl
- güzelliğini gösterme
- nâkıs
- eksik
- feyz-i nazar
- bakışın bereketi
- kesb
- kazanma
- cezb
- çekme
- uşşâk
- âşıklar
- ehl-i hâl
- hâl ehli
- mahfî
- gizli
- ârif
- Allah'ı bilen kişi
- sun'
- yaratma, sanat
- Zülcelâl
- celal sahibi (Allah)
- hevâ-yı nefs
- nefsin hevesi
- hûb
- güzel
- nakd-i hayât
- hayat sermayesi
- cilve-i nâz
- naz gösterisi
- ser-encâm
- son