Elhân-ı Şitâ
Cenab Şahabeddin · Servet-i Fünûn, Kasım 1897 (ilk yayım)
Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş;
Eşini gâib eyleyen bir kuş
gibi kar
Geçen eyyâm-ı nevbaharı arar…
Ey kulûbun sürûd-ı şeydâsı
Ey kebûterlerin neşideleri,
O baharın bu işte ferdâsı:
Kapladı bir derin sükûta yeri
karlar
Ki hamûşâne dem-be-dem ağlar
Ey uçarken düşüp ölen kelebek
Bir beyaz rîşe-i cenâh-ı melek
gibi kar
Seni solgun hadîkalarda arar;
Sen açarken çiçekler üstünde
Ufacık bir çiçekli yelpaze,
Na’şın üstünde şimdi ey mürde
Başladı parça parça pervâze
karlar
Ki semâdan düşer, düşer ağlar!
Uçtunuz, gittiniz siz ey kuşlar;
Küçücük, ser-sefîd baykuşlar
gibi kar
Sizi dallarda lânelerde arar.
Gittiniz, gittiniz siz ey mürgân,
Şimdi boş kaldı ser-te-ser yuvalar;
Yuvalarda yetim-i bî-efgan!
Son kalan mai tüyleri kovalar
karlar
Ki havada uçar uçar ağlar!
Şiirin açıklaması
Cenab Şahabeddin'in en ünlü şiiri; adı "kış nağmeleri" demektir. İlk kez Kasım 1897'de Servet-i Fünûn'un özel bir sayısında yayımlandı. Şair yağan karı, baharın ve onunla giden güzelliklerin ardından ağlayan bir varlık gibi görür. Kar önce eşini kaybetmiş bir kuşa, sonra bir meleğin kanadından düşen beyaz bir tüye, en sonunda da küçük, beyaz başlı baykuşlara benzetilir; her bentte kaybolan bir şeyi arar: geçen bahar günlerini, ölen kelebeği, göçüp giden kuşları. Bentlerin içine yerleştirilen kısa "gibi kar" ve "karlar" dizeleri, düşen karın ritmini ve şiirin musikisini kurar. Renk, ses ve görüntüye verilen bu önem, Servet-i Fünûn şiirinin en belirgin özelliklerindendir.
Burada şiirin karı anlatan ilk üç bendi yer alıyor; şiir, aruzla yazılmış daha uzun bir son bölümle tamamlanır.
1. bent: Beyaz bir titreyiş, dumanlı bir uçuş: Kar, eşini yitirmiş bir kuş gibi geçen ilkbahar günlerini arıyor. Ey gönüllerin çılgın şarkısı, ey güvercinlerin nağmeleri: O baharın yarını işte bu oldu. Yeryüzünü derin bir sessizlik kapladı; karlar sessizce, durmadan ağlıyor.
2. bent: Ey uçarken düşüp ölen kelebek: Kar, bir meleğin kanadından kopmuş beyaz bir tüy gibi seni solgun bahçelerde arıyor. Sen çiçeklerin üstünde kanat açarken ufacık, çiçekli bir yelpaze gibiydin. Şimdi, ey ölü, cesedinin üstünde karlar parça parça uçuşmaya başladı; gökten düşüyor, düşüyor ve ağlıyor.
3. bent: Ey kuşlar, uçtunuz, gittiniz. Kar, küçücük, beyaz başlı baykuşlar gibi sizi dallarda, yuvalarda arıyor. Gittiniz ey kuşlar; yuvalar baştan başa boş kaldı. Yuvalarda sesini çıkaramayan bir yetimlik var. Karlar, geride kalan son mavi tüyleri kovalıyor; havada uçuyor, uçuyor ve ağlıyor.
Sözlük
- elhân
- nağmeler, ezgiler
- şitâ
- kış
- lerze
- titreme
- gâib eylemek
- yitirmek
- eyyâm-ı nevbahar
- ilkbahar günleri
- kulûb
- gönüller, kalpler
- sürûd-ı şeydâ
- çılgın, coşkun şarkı
- kebûter
- güvercin
- neşide
- şarkı, nağme
- ferdâ
- yarın
- sükût
- sessizlik
- hamûşâne
- sessizce
- dem-be-dem
- durmadan, an be an
- rîşe-i cenâh-ı melek
- melek kanadının tüyü
- hadîka
- bahçe
- na'ş
- ceset
- mürde
- ölü
- pervâz
- uçuş, kanat çırpma
- ser-sefîd
- ak başlı
- lâne
- yuva
- mürgân
- kuşlar
- ser-te-ser
- baştan başa
- bî-efgan
- feryatsız, sessiz
- mai
- mavi

Düşüncenizi yazın