Yandı cânum hecr ile vasl-ı ruh-ı yâr isterem
Fuzûlî · Leylâ vü Mecnûn
Yandı cânum hecr ile vasl-ı ruh-ı yâr isterem
Derd-mend-i firkatem dermân-ı dîdâr isterem
Bülbül-i zârem değül bîhûde feryâd etdüğüm
Kalmışem nâlân kafes kaydinde gül-zâr isterem
Dehr bâzârında kâsiddür metâ‘-ı himmetüm
Bu metâ‘ı satmağa bir özge bâzâr isterem
Fânî olmak isterem ya‘nî belâ-yı dehrden
Râhat-ı cism-i zaîf ü cân-ı efgâr isterem
N’ola ger kılsam şeb-i hicrân temennâ-yı ecel
N’eyleyem çohdur gamum def‘ine gam-hâr isterem
Çün bekâ bezmindedür dildâr men hem durmazem
Bu fenâ deyrinde bezm-i vasl-ı dildâr isterem
Ey Fuzulî istemez kimse rızasıyle fenâ
Men ki mundan özge bilmen çâre nâçâr isterem
Şiirin açıklaması
Leylâ'nın öldüğünü öğrenen Mecnûn, onun mezarına kapanır ve Allah'tan kendisini de sevgilisinin yanına almasını diler. Bu son gazelini söyledikten sonra duası kabul olur ve Leylâ'nın mezarı başında can verir. Mesnevînin son gazelidir.
1. Canım ayrılıkla yandı, sevgilinin yüzüne kavuşmak istiyorum; ayrılık dertlisiyim, dermanı olarak onu görmek istiyorum.
2. Boşuna feryat eden inleyen bir bülbül değilim; kafesin bağında inler kaldım, gül bahçesini istiyorum.
3. Dünya pazarında yüksek gayretimin malı para etmiyor; bu malı satmak için başka bir pazar istiyorum.
4. Fani olmak istiyorum, yani zamanın belâsından kurtulmak; zayıf bedenimin ve yaralı canımın rahatını istiyorum.
5. Ayrılık gecesinde ölümü dilesem ne çıkar? Ne yapayım, derdim çok; onu gidermek için bir dert ortağı istiyorum.
6. Sevgili beka meclisinde olduğuna göre ben de burada durmam; bu fani dünyada da sevgiliyle kavuşma meclisini isterim.
7. Ey Fuzûlî, kimse yokluğu kendi rızasıyla istemez; ben bundan başka çare bilmediğim için çaresiz istiyorum.
Bu gazel, Fuzûlî'nin Leylâ vü Mecnûn mesnevîsinde Mecnûn'un dilinden söylenir ve 30. Bölüm: Mecnûn’un Ölümü bölümünde yer alır (beyit 2982–2988). Mesnevînin tamamı için: Leylâ vü Mecnûn. Günümüz Türkçesi: leylailemecnun.net.
Sözlük
- hecr
- ayrılık
- vasl
- kavuşma
- ruh
- yanak, yüz
- derd-mend
- dertli
- firkat
- ayrılık
- dîdâr
- yüz, görüş
- kafes kaydı
- kafesin bağı
- dehr
- dünya, zaman
- kâsid
- para etmez
- himmet
- yüksek gayret
- efgâr
- yaralı
- şeb-i hicrân
- ayrılık gecesi
- temennâ
- dilek
- gam-hâr
- dert ortağı
- bekâ
- kalıcılık; öte dünya
- deyr
- manastır; (mecazen) dünya
- fenâ
- yokluk