Nasıl Kurtarmış?
Asık suratlı Kadı İbrahim Efendi, rüyada koyunlarını kurtardığı bir yörüğün hediye yoğurduyla eşrafa rezil olur.
İlk yayımlandığı eser: Ömer Seyfettin, "Nasıl Kurtarmış?"; metin: Vikikaynak
Bu sayfada hikâyenin tam metni yer alıyor. Özeti, ana fikri, karakterleri ve eski kelimelerin anlamları metnin sonunda.
Kasabada Kadı İbrahim Efendi’den hazzeden kimse yoktu.
Dört parmak siyah, çatık kaşlarıyla, küçük parlak gözleriyle, sık siyah sakallarının, ürpermiş canlı bıyıklarının arasından görünen iri beyaz dişleriyle, insana hemen saldıracak, ısıracakmış gibi gelirdi. Yüzü daima buruşuktu, buz tutmuş sirke kadar ekşiydi, hiç gülmezdi; pek sertti. En sakin lafı bile havlar gibi hamle hamle söyler, sonra birdenbire susuverirdi. Fakat, şöyle bakarken insana yüzüyle, hareketiyle, sözleriyle pek fena tesir bırakan bu doğru kadı, kendi kalbinin çok iyi olduğuna kâniydi. Herkesin iyiliğini isterim sanırdı. Herkesi acı sözleriyle haşlar ama elinden gelecek yardımı da saklamamaya çalışırdı.
Sertliğine, birdenbire alevlenmesine, bazen ağzından çıkan sözü kulağı işitmemesine itiraz edenlere:
— Siz ne anlarsınız, halk beni gözü gibi sever! derdi.
Bir cuma günü sabahleyin, Şadırvan Meydanında Avukat Hüsameddin Efendi’nin dükkânında oturuyordu. Hemen hemen kasabanın bütün eşrafı oradaydı. Namaz vaktini beklemeye gelmişlerdi. “Tatlı dil, güler yüz”den söz ediliyordu. Ömründe hiç gülmeyen Kadı İbrahim Efendi, işittiklerini hep kendine, kendi üzerine alındı. Müdafaa için ağzını açacak oldu. Düşündü, sustu. Fakat, eşraf efendiler münakaşalarında epey ileri gittiler.
Biri dedi ki:
— Yüzü gülmeyen insan cehennemliktir!
Bir diğeri daha beter saçmaladı:
— Abus çehreli bir adamın ne namazı, ne niyazı, ne zekâtı, ne orucu makbuldür. Kalpte iman nuru sönünce, yüz kararırmış!
… Hâsılı hepsi ayrı ayrı birer pot kırdı. O kadar ki, Kadı İbrahim Efendi dayanamadı. Tatlı dil, güler yüzün münafıklara mahsus, doğru sözün acı, haklı adamın de sert olduğunu söyledi. Dükkan sahibi Avukat Hüsameddin Efendi aynı zamanda kasabanın şairiydi de:
— “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz…”
diye kadıya itiraz etti. İnsanın fikrindeki neyse, zikrinde de o olduğunu tekrar ederek, iddiasını ispata girişti. Hazır bulunanların hepsi “tatlı dil, güler yüz” taraftarlığında ittifak etmiş gibiydiler. Kalbe, fiile kimsenin önem verdiği yoktu. Bu esnada dükkânın kapısında genç bir yörük peyda oldu. Elinde kocaman bir lenger tutuyordu:
— Ne var? diyerek önüne giden Hüsameddin Efendiye sordu:
— Kadı Efendi burada mı?
— Burada.
Kadı İbrahim Efendi, oturduğu minderin köşesinde doğruldu. Acaba bir dava, bir şikâyet miydi?
— Ne var, söyle bakayım? diye çağırdı.
Sarışın yörük:
— Efendim, babam size şu yoğurdu gönderdi, dedi.
— Niçin?
— Şey…
— Ben yoğurt filan ısmarlamadım.
. . . . .
Dedikoducu eşraf birbirlerine bakıştı. Bu bir rüşvet miydi? Kadı İbrahim Efendi de sıkıldı, bozuldu. Koca bir lenger yoğurt… Ne münasebet! Kan beynine sıçradı. Kaşlarını çattı. Gözlerini zavallı şaşkın yörük delikanlısının üstüne dikti:
— Baban kim be?
— Hatıloğlu Ehmet Ağa…
— Tanımıyorum ben.
— O sizi tanıyor efendim. Bu yoğurdu hediye gönderdi. Ona büyük bir iyilik etmişsiniz.
Kadının dünyada kimseye iyilik edebileceğine ihtimal vermeyen eşraf, baştan aşağı kulak kesildi.
Kadı İbrahim Efendi de tanımadığı bir adama nasıl iyilik ettiğini merak etti.
— Ne iyilik etmişim?
— Koyunlarını kurtarmışsınız efendim.
— Ne vakit?
— Dün gece.
Kadı, yörüğe “Deli olmasın?” diye dikkatli dikkatli baktı. Dün gece evinden dışarı çıkmamıştı. Yalanını tutmak için sordu:
— Nerede?..
— Rüyasında efendim…
. . . . .
Eşraf, gülmekten katılıyordu. Kadı, haysiyetinin incindiğini duydu. Suratını daha beter astı. Fakat “iyilik etmek”, reddolunacak bir şey değildi. Rüyada olsa bile!.. Açtı ağzını, “mânâ âlemi”nin hakikat olduğunu, “görüntünün hayalden ibaret” bulunduğunu, acı bir felsefe çeşnisiyle anlattı. Hakikat ancak rüyada tecelli edebilirdi. Kendi iyi idi. İyiliği işte rüyalara giriyordu. Sonra döndü, yörüğe:
— Babana selam söyle oğlum, dedi, bırak oraya lengeri. Ben namazdan sonra aldırırım.
Delikanlı, yoğurt kabını kapının yanına bıraktı. Gidecekti. Fakat “mânâ âlemi”nin ehemmiyetini ilim diliyle iyice anlattım sanan Kadı Efendi, rüyada yaptığı iyiliğe dair daha ziyade tafsilat almak istedi.
— Babanın koyunlarını nasıl kurtarmışım, biliyor musun?
Genç yörük, basacak bir yer arıyormuş gibi etrafına bakındı. Sonra arkasına baktı, ellerini önüne kavuşturdu. Mavi donunun üstündeki kocaman kuşağını kollarıyla sıktı. Yutkundu. Gözlerini tavana dikti. Anlatmaya başladı:
— Babam dün gece rüyasında koyunları Alabayır’ın üstüne yaymış.
— Ey…
— Sonra kocaman bir kurt peyda olmuş. Koyunları parçalayacakmış, o vakit siz gelmişsiniz işte…Kocaman, azgın, dehşetli bir yaban domuzu olmuşsunuz. Bu kurda saldırmışsınız. Kurt kaçmış… Siz kovalamışsınız. Sonra… Tutunca kurdun karnını azı dişlerinizle yarmışsınız. Koyunlar da… Şey…
Yörük, rastgele tavandan çektiği sakin gözleriyle Kadı Efendi’nin kararmış suratını görünce, birdenbire hikâyesini kesti. Yüreği hop etti. Hakikaten bir yaban domuzunun azı dişleri altında kalmış gibi korktu. Oradan kaçtı. Halbuki hikâyesini dinleyen eşraf efendiler, birbirlerine bakarak kahkahalarını elleriyle ağızlarında söndürmeye çalışıyorlardı.
Kadı Efendi ise…
. . . . .
Nasıl Kurtarmış? hikâyesinin özeti
Kasabada Kadı İbrahim Efendi’yi seven yoktur. Çatık kaşları, hiç gülmeyen ekşi yüzü ve havlar gibi konuşmasıyla herkesi ürkütür; ama o kendi kalbinin çok iyi olduğuna, halkın kendisini “gözü gibi sevdiğine” inanmaktadır.
Bir cuma sabahı, kasabanın eşrafı namaz vaktini beklerken Avukat Hüsameddin Efendi’nin dükkânında “tatlı dil, güler yüz” üzerine konuşmaktadır. Herkes asık suratlı insanları kötüler; Kadı Efendi her sözü üstüne alınır ve sonunda doğru sözün acı, haklı adamın sert olacağını savunur.
Tam o sırada genç bir yörük elinde koca bir lenger yoğurtla gelir: Babası Hatıloğlu Ehmet Ağa, Kadı Efendi’ye büyük bir iyiliği için bu hediyeyi göndermiştir. Kadı, tanımadığı adama ne zaman iyilik ettiğini sorar. Cevap “dün gece, rüyasında”dır. Eşraf gülmeye başlar; Kadı ise mânâ âleminin gerçekliğinden söz ederek hediyeyi kabul eder.
Kadı, ayrıntıyı merak edip yörüğe sorar. Delikanlı anlatır: Babasının rüyasında koyunlara bir kurt saldırmış, o sırada Kadı Efendi kocaman, azgın bir yaban domuzu olup gelmiş ve kurdu azı dişleriyle parçalamıştır. Kadının kararan yüzünü görünce yörük korkup kaçar; eşraf ise kahkahalarını zor tutar.
Nasıl Kurtarmış? hikâyesinin ana fikri
Hikâye, insanların kendilerini nasıl gördükleri ile başkalarının onları nasıl gördüğü arasındaki farkı mizahla anlatır. Kadı, sertliğine rağmen iyi biri olduğuna inanır; köylünün rüyası ise onun halkın gözündeki gerçek suretini, iyilik ederken bile korkutucu bir “yaban domuzu” olduğunu, saf bir dille ortaya koyar. Güler yüz ve tatlı dilin, iyi niyet kadar önemli olduğu sezdirilir.
Nasıl Kurtarmış? hikâyesinin karakterleri
- Kadı İbrahim Efendi: Doğru ama son derece sert, hiç gülmeyen kasaba kadısı; kendini iyi kalpli ve sevilen biri sanır.
- Avukat Hüsameddin Efendi: Dükkânında eşrafı ağırlayan avukat ve kasabanın şairi.
- Eşraf: Kasabanın ileri gelenleri; dedikoducu ve alaycıdırlar.
- Yörük delikanlı: Babası Hatıloğlu Ehmet Ağa’nın gönderdiği yoğurdu getiren, saf ve şaşkın genç.
Mekân, zaman ve anlatıcı
- Mekân: Bir Anadolu kasabası; Şadırvan Meydanı’ndaki avukat dükkânı.
- Zaman: Bir cuma sabahı, namaz vaktinden önce.
- Anlatıcı: Üçüncü tekil kişi anlatıcı.
- Tür: Mizahî olay hikâyesi; açık uçlu bir sonla biter.
Hikâyedeki eski kelimeler
- Hazzetmek: Hoşlanmak.
- Kâni: İnanmış, kanaat getirmiş.
- Eşraf: Bir yerin ileri gelenleri.
- Abus: Somurtkan, asık suratlı.
- Münafık: İki yüzlü.
- Lenger: Büyük, derin bakır sahan.
- Yörük: Göçebe ya da yarı göçebe Türkmen.
- Mânâ âlemi: Rüya ve ruh âlemi.
- Tafsilat: Ayrıntı.
- Don: Burada şalvar, pantolon.
Kaynak: Ömer Seyfettin, “Nasıl Kurtarmış?”; metin: Vikikaynak.
Ömer Seyfettin‘in öteki hikâyeleri: Üç Nasihat, İlk Namaz, Bir Kayışın Tesiri, Gizli Mâbed, Nâdan, Kızıl Elma Neresi?, Bahar ve Kelebekler, Çakmak, Bir Temiz Havlu Uğruna, Teke Tek, Yalnız Efe, Ferman, Kurbağa Duası, Yüksek Ökçeler, Başını Vermeyen Şehit, Kütük, Topuz, Bomba, Forsa, Aşk Dalgası, Perili Köşk, Kesik Bıyık, Falaka, Pembe İncili Kaftan, Diyet, Kaşağı, Rüşvet, Müjde, Terakki, Yeni Bir Hediye.
Düşüncenizi yazın