Rüşvet
Haksız olduğu bir davayı, rüşvet düşmanı yeni hâkime hasmının adına koç göndererek kazanan kurnaz bir köylü.
İlk yayımlandığı eser: Ömer Seyfettin, "Rüşvet"; metin: Vikikaynak
Bu sayfada hikâyenin tam metni yer alıyor. Özeti, ana fikri, karakterleri ve eski kelimelerin anlamları metnin sonunda.
Çarşı meydanının büyük çınar ağaçları, yere düşen gölgelerini alacalandırarak, fısıldıyorlardı. Kuvvetli bir rüzgâr esiyordu. Avukat Hacı Namık Efendi, kağıtlarım uçmasın diye, zümrüt bir kameriyeye benzeyen küçük dükkanının camlarını indirdi. Sonra gitti, açık kapıyı iterken heybesi omuzunda, semerli atının yuları elinde, sarıklı, kısa boylu yuvarlak bir köylünün yaklaştığını gördü:
— Merhaba Ali Hoca, dedi, böyle vakistiz ne arıyorsun burada? Daha pazara iki gün var…
Köylü, siyah sivri iki noktaya benzeyen mini mini gözlerini daha fazla küçülterek:
— Aleyküm selam, Namık Efendi! Belaya düştüm. Bir dava için geliyorum…
Diye başını salladı.
— Ey, gel, biraz konuşalım bakalım.
— Konuşalım.
— Derdini anlat bana bakayım.
— Senden başka zaten kime anlatacağım?
Atının yularını peykenin destek direğine bağladı. Küçük dükkana girdi. Ceviz yazıhanenin sağındaki hasırlı alçak sedire oturdu. Heybesini yanına koydu. Namık Efendi’nin uzattığı tabakadan sigara sararken davasını anlattı. Hasmı, köyün muhtarı Huysuzoğlu’ydu. Ona ait bir arsanın üzerine Ali Hoca vaktiyle bir bina yaptırmıştı. Şimdi o, neden sonra bu binayı kabullenmeye kalkıyordu. Halbuki bina kimin ise, yerde onun demekti…
Namık Efendi kır sakalını kaşıdı. Gözlüğünün üstünden bakarak:
— Sen haksızsın Ali Hoca! dedi.
— Haksız mıyım?
— Evet.
— Hayır, ben haklıyım. Neye binayı yaparken sesini çıkarmamış?
— Çıkarmasın.
— Ben haklı olduğumu biliyorum, Namık Efendi. Davadan vazgeçmem.
— Kaybedeceksin!..
— Edeyim, zararı yok. Ama davadan vazgeçmem.
Namık Efendi haksız davaları alamazdı. Ali Hoca’nın vekâlet teklifini reddetmek istiyordu. Fakat, “Bozoyük” köyünün halkı otuz senelik müşterileriydi. Eşek, ahırını beller gibi onun dükkanını bellemişler, hükümetteki her işleri için ona müracaatı âdet edinmişlerdi. Kışlık zahîresi de hemen hemen tamamıyla oradan gelirdi. Nihayet:
— Pekala, senin bu işine bakayım. Kaybedince bana darılmayacaksın! dedi.
— Darılmam, ama neye kaybedeceksin?
— Çünkü haksızsın.
— Hâkime güzel bir koç göndersem?..
— Ne?..
— O vakit davayı kazanamaz mıyım?
— O vakit hiç şüphesiz kaybedersin işte!..
— Niçin?
— Yeni hâkim senin bildiğin adamlardan değil…
— ….
Ali Hoca avukatının heyecanını anlayamıyordu. Ondan yeni hâkimin medhini uzun uzadıya dinledi. Bu zat rüşvetin, hediyenin korkunç bir düşmanıymış! En haklı bir davacı kendisine rüşvet vermeye teşebbüs etse, o saatte onu haksız çıkarırmış!
Ali Hoca:
— Allah böyle doğruları dünya yüzünden eksik etmesin!
Diye dua etti. Namık Efendi:
— Amin, amin!
Dedi. Davaya, doğruluğa dair bir saat kadar konuştular. Vekâlet için anlaştılar. Avukat ümitsizdi. Bu işi hatır için alıyordu. Haksızlık o kadar meydanda idi ki…
İki hafta sonra, aynı saatte Ali Hoca, yeşil boyalı dükkanın kapısında göründü. Namık Efendi bir arzuhal yazıyordu. Gözlüğünün üstünden müşterisini görünce güldü:
— Hoşgeldin be! Ne dersin, davayı kazandık!
Dedi. Bu kadar haksız bir hükmü hâkimin nasıl verdiğine bir haftadır şaşıyordu. Ali Hoca soğukkanlı:
— Benim gönderdiğim koç sayesinde kazandık! cevabını verdi.
— Ne!.. Sen hâkime bir koç mu gönderdin?
— Evet.
— Buna cesaret ettin ha…
— Evet, ama sen bana “Rüşvet düşmanıdır, kim hediye verirse haksız çıkar” dememiş miydin?
— Evet.
— Ben de koçu gönderirken kendi ismimi vermedim.
— Ya ne yaptın?
— Hasmım, muhtar Huysuzoğlu’nun ismini verdim.
— !!!…
İhtiyar avukatın kalem elinden düştü. Arkasına dayandı. Karşısında parlayan mini mini siyah gözlere bakakaldı. Meydandaki büyük çınar ağaçlarının derin fısıltıları, kapıda ayakta duran Ali Hoca’nın yanlarından, tepesinden, bacaklarının arasından giriyor, duvarlarına eski vilayet gazeteleri yapıştırılmış dükkancığın içini dolduruyordu…
Rüşvet hikâyesinin özeti
Kasabanın yaşlı avukatı Hacı Namık Efendi, rüzgârlı bir günde dükkânını kapatırken Bozoyük köyünden Ali Hoca’nın geldiğini görür. Ali Hoca, köyün muhtarı Huysuzoğlu’na ait bir arsanın üstüne yıllar önce bina yaptırmıştır; şimdi muhtar binayı sahiplenmeye kalkınca dava açacaktır. Ona göre bina kimin ise yer de onundur.
Namık Efendi, Ali Hoca’ya haksız olduğunu, davayı kaybedeceğini açıkça söyler. Yine de köylüler otuz yıllık müşterisi olduğu için davayı hatır için üstlenir. Ali Hoca, hâkime güzel bir koç gönderirse davayı kazanıp kazanamayacağını sorunca avukat telaşlanır: Yeni hâkim rüşvetin amansız düşmanıdır; ona hediye göndermeye kalkan en haklı davacı bile haksız çıkar.
İki hafta sonra Ali Hoca yeniden gelir. Namık Efendi, bu kadar açık bir haksızlıkta davanın nasıl kazanıldığına şaşırmaktadır. Ali Hoca soğukkanlılıkla sırrı açıklar: Hâkime gerçekten bir koç göndermiş, ama kendi adıyla değil, hasmı muhtar Huysuzoğlu’nun adıyla. Yaşlı avukatın kalemi elinden düşer.
Rüşvet hikâyesinin ana fikri
Hikâye, dürüstlüğü katı bir kurala dönüştüren bir sistemin, kurnaz biri tarafından tersine çevrilerek haksızlığa alet edilebileceğini gösterir. Rüşveti cezalandırmak isteyen hâkimin ilkesi, rüşveti kendi adına değil hasmının adına veren bir köylünün elinde haksız bir hükmün aracına dönüşür. Ömer Seyfettin, ders veren bir sonla değil, okuru şaşırtan ani bir düğümle bitirir.
Rüşvet hikâyesinin karakterleri
- Ali Hoca: Bozoyük köyünden, sarıklı, kısa boylu, küçük siyah gözlü bir köylü. Haksız olduğunu bilse de davadan vazgeçmeyen inatçı ve kurnaz biridir.
- Hacı Namık Efendi: Çarşı meydanında küçük bir dükkânı olan yaşlı avukat. Haksız davaları almamaya çalışan, ama otuz yıllık müşterilerini kıramayan dürüst bir adamdır.
- Yeni hâkim: Hikâyede hiç görünmez; rüşvete karşı katı tutumuyla olayların düğümünü oluşturur.
- Muhtar Huysuzoğlu: Ali Hoca’nın hasmı, arsanın sahibi.
Mekân, zaman ve anlatıcı
- Mekân: Bir Anadolu kasabasının çarşı meydanı ve büyük çınar ağaçlarının altındaki küçük avukat dükkânı.
- Zaman: Hikâye iki ayrı günde geçer; arada iki hafta vardır.
- Anlatıcı: Üçüncü tekil kişi (ilahi bakış açısına yakın) anlatıcı.
- Tür: Olay hikâyesi (Maupassant tarzı); şaşırtıcı bir sonla biter.
Hikâyedeki eski kelimeler
- Kameriye: Çardak.
- Vakitsiz (vakistiz): Zamansız, uygun olmayan vakitte.
- Peyke: Dükkân önündeki sabit sedir ya da sıra.
- Yazıhane: Yazı masası.
- Vekâlet: Birinin yerine iş görme, avukatlık yetkisi.
- Zahire: Kışlık erzak, tahıl.
- Arzuhal: Dilekçe.
- Hasım: Davadaki karşı taraf, düşman.
Kaynak: Ömer Seyfettin, “Rüşvet”; metin: Vikikaynak.
Ömer Seyfettin‘in öteki hikâyeleri: Üç Nasihat, İlk Namaz, Bir Kayışın Tesiri, Gizli Mâbed, Nâdan, Kızıl Elma Neresi?, Bahar ve Kelebekler, Çakmak, Bir Temiz Havlu Uğruna, Teke Tek, Yalnız Efe, Ferman, Kurbağa Duası, Yüksek Ökçeler, Başını Vermeyen Şehit, Kütük, Topuz, Bomba, Forsa, Aşk Dalgası, Perili Köşk, Kesik Bıyık, Falaka, Pembe İncili Kaftan, Diyet, Kaşağı, Müjde, Terakki, Nasıl Kurtarmış?, Yeni Bir Hediye.
Düşüncenizi yazın