Ömer Hayyam Rubaileri: Farsça Asılları, Okunuşları ve Türkçe Çevirileri
Ömer Hayyam'ın 178 rubaisi Farsça asılları, okunuşları, Türkçe çevirileri ve açıklamalarıyla: Furûgî ve Ganî baskısının tamamı.
Ömer Hayyam’ın rubaileri, dünya edebiyatında en çok okunan, en çok çevrilen şiirler arasındadır. Dört dizeye sığdırılmış bu küçük şiirler, insanın en eski sorularını sorar: Nereden geldik, nereye gidiyoruz? Ömür neden bu kadar kısa? Elimizdeki tek gerçek an, bugün değil mi? Bu sayfada Hayyam’ın 178 rubaisini Farsça asılları, Türkçe harflerle okunuşları ve Farsçadan yaptığımız Türkçe çevirileriyle bir arada bulacaksınız. Her rubainin kendi sayfasında kısa bir açıklama ve eski kelimelerin anlamları da yer alıyor.
Ömer Hayyam kimdir?
Ömer Hayyam (1048 – 1131), Horasan’ın Nişabur şehrinde doğup ölen bir şair, matematikçi ve astronomdur. Cebir üzerine yazdığı risalede üçüncü dereceden denklemlerin konik eğrilerle çözümünü sistemli biçimde ortaya koydu; Selçuklu Sultanı Melikşah döneminde İsfahan’da Celâlî takvimini hazırlayan astronomların başında yer aldı. Ne var ki bugün bütün dünyada en çok şiirleriyle tanınır. Edward FitzGerald’ın 1859’da yayımladığı serbest İngilizce çeviri, Hayyam’ı Batı’da da çok ünlü yaptı.
Rubai nedir?
Rubai, Fars edebiyatında doğmuş, dört dizeden oluşan bir şiir biçimidir. Genellikle birinci, ikinci ve dördüncü dizeler kafiyelidir; üçüncü dize serbest bırakılır. Asıl söz çoğu zaman son dizede söylenir. Bu biçimin özelliklerini ve Türk edebiyatındaki örneklerini Rubai nedir? yazımızda ayrıntılı olarak bulabilirsiniz.
Hangi rubailer gerçekten Hayyam’ın?
Hayyam’ın çağdaşları onun şiirinden hiç söz etmez; ona ait olduğu söylenen rubailer kaynaklarda ancak ölümünden sonra görünmeye başlar, en geniş derlemeler ise yüzyıllar sonra yazılmıştır. Bu süre içinde başka şairlerin yazdığı pek çok rubai de onun adına eklendi. Hangilerinin gerçekten ona ait olduğu bugün de tartışılır.
Biz bu sayfadaki rubaileri, İranlı bilginler Muhammed Ali Furûgî ile Kâsım Ganî’nin eski kaynakları karşılaştırarak en güvenilir saydıkları 178 rubailik baskıdan aldık. Rubailerin numaraları da bu baskıdaki sırayı gösterir. Farsça metin, Vikikaynak’taki Zavvâr Kitabevi baskısına (1339/1960) dayanır ve kamu malıdır.
Rubailerin başlıca konuları
- Ömrün kısalığı ve anı yaşamak: Dün geçmiştir, yarın belirsizdir; insanın elinde yalnızca bugün vardır.
- Ölüm ve toprak: Testiler, kerpiçler, laleler ve yeşillikler bir zamanlar yaşamış insanların toprağından yapılmıştır.
- Bilginin sınırı: Evreni ölçen astronom, varoluşun sırrı karşısında bilmediğini itiraf eder.
- Kader: İnsan dünyaya kendi isteğiyle gelmez, kendi isteğiyle gitmez.
- Şarap: Rubailerde sık geçen şarap, kimi yorumculara göre tasavvufi bir simge, kimilerine göre yaşama sevincinin ve anın açık bir ifadesidir.
Ömer Hayyam’ın rubaileri
Furûgî ve Ganî baskısındaki 178 rubainin tamamı aşağıda, baskıdaki sırasıyla yer alıyor. Bir rubaiyi açmak için başlığına dokunun.
- Rubai 1: Çamurumuzdan testi yapmadan önce · Kalk ey güzel, gönlümüz için getir…
- Rubai 2: Ay ışığında iç · Kimse yarına söz veremediğine göre…
- Rubai 3: Kadehin kenarındaki âyet · En yüce söz dedikleri Kur’an’ı…
- Rubai 4: Sarhoşları ayıplama · Şarap içmiyorsan sarhoşları ayıplama…
- Rubai 5: Ezelî nakkaş beni ne için süsledi? · Gerçi güzel bir rengim, güzel bir kokum var…
- Rubai 6: Harap köşede · İşte biz, şarap, çalgıcı ve bu harap köşe…
- Rubai 7: Cemşid’in sarayı, Behram’ın mezarı · O saray ki Cemşid orada kadeh tutmuştu…
- Rubai 8: Bulut yeşilliğe ağladı · Bulut geldi, yine yeşilliğin üstüne ağladı…
- Rubai 9: Mutluluk gülün açmışken · Şimdi mutluluk gülün dolu dolu açmışken…
- Rubai 10: Elin yarına yetişmez · Bugün senin elin yarına yetişmez…
- Rubai 11: Nereden geldiğini bilmezsin · Ey ruhlar âleminden koşa koşa gelen…
- Rubai 12: Toprağın göğsündeki inciler · Ey dönen felek, her yıkım senin kininden…
- Rubai 13: Yeşilliğe otur · Ey gönül, madem zaman seni tasalandırıyor…
- Rubai 14: Varlık denizi · Bu varlık denizi gizlilikten çıkıp geldi…
- Rubai 15: Bu testi de benim gibi bir âşıktı · Bu testi de benim gibi inleyen bir âşıktı…
- Rubai 16: İşçinin testisi · Bir işçinin su içtiği şu testi…
- Rubai 17: Eski kervansaray · Adı dünya olan bu eski kervansaray…
- Rubai 18: İki günün derdi · Bu bir iki üç günlük ömür nöbeti geçti gitti…
- Rubai 19: Dünden söz etme, bugün güzeldir · Gülün yüzünde nevruz meltemi güzeldir…
- Rubai 20: Ayağını bastığın yer · Senden ve benden önce de geceler, gündüzler vardı…
- Rubai 21: Cehennemden kim döndü? · Ne zamana dek denizin yüzüne kerpiç dizeyim?…
- Rubai 22: Kadehi kim kırar? · Birbirine özenle eklenmiş bir kadehi…
- Rubai 23: Bedenin aslı · Bedenin ancak bir an senin isteğince olduğuna göre…
- Rubai 24: Nevruz yağmuru · Nevruzda bulut lalenin yüzünü yıkayınca…
- Rubai 25: Geçen ömür bir daha bulunmaz · Sarhoş bülbül bahçeye yol bulunca…
- Rubai 26: Mezarda karınca, ovada kurt · Felek bir tek akıllının bile isteğince dönmediğine göre…
- Rubai 27: Lale gibi kadeh tut · Nevruzda lale gibi kadehini eline al…
- Rubai 28: Kesin bilgi elimizde değil · Gerçek de kesin bilgi de elimizde olmadığına göre…
- Rubai 29: Var olan yok, yok olan var · Var olan her şeyden elde rüzgârdan başka bir şey kalmadığına…
- Rubai 30: Ayağının altındaki toprak · Her cahilin ayağı altındaki toprak…
- Rubai 31: Kusur kimin? · Yaratan, unsurları birleştirip bedeni düzenlediğinde…
- Rubai 32: Sırlar perdesi · Sırlar perdesinin ardına kimsenin yolu yok…
- Rubai 33: Bilgenin uyarısı · Uykudaydım, bir bilge bana dedi ki…
- Rubai 34: Geliş gidiş dairesi · Geldiğimiz ve gittiğimiz bu dairenin…
- Rubai 35: Ekin kıyısında bir kadeh · Bahar mevsiminde huri yaratılışlı bir güzel…
- Rubai 36: Yokluğun perdesine gideceksin · Bil ki ruhundan ayrılıp gideceksin…
- Rubai 37: Bir hafta sonra · Saki, gül de yeşillik de neşeyle doldu…
- Rubai 38: Belayı kimseden istemeyiz · Karanlık bir ömrüm, yolunda gitmeyen bir işim var…
- Rubai 39: Gül mevsiminde dere kenarı · Gül mevsimi, dere kenarı, ekin kıyısı…
- Rubai 40: Beden çadırı · Talihinin kökünden bir ölümsüzlük dalı bitmiş olsa da…
- Rubai 41: Davulun sesi uzaktan hoş gelir · Derler ki cennet hurilerle güzeldir…
- Rubai 42: Cennet avuç içi gibi kalır · Bana derler ki sarhoş cehennemlik olur…
- Rubai 43: Bana peşin, sana veresiye · Hiç bilmiyorum, beni yaratan…
- Rubai 44: Ay ışığı gecenin eteğini yırttı · Ay ışığı nuruyla gecenin eteğini yırttı…
- Rubai 45: Dünya gelininin mehri · Şarap içmek ve sevinçli olmak benim yolumdur…
- Rubai 46: Billur kadeh · Şarap erimiş bir yakuttur, sürahi onun madeni…
- Rubai 47: Hayat budur · İç, çünkü sonsuz ömür işte budur…
- Rubai 48: Feleği suçlama · İnsanın yaradılışındaki iyilik ve kötülük…
- Rubai 49: Lale bahçesi · Hangi ovada bir lale bahçesi varsa…
- Rubai 50: Her zerre bir taçtı · Yeryüzü toprağındaki her zerre…
- Rubai 51: Dere kenarındaki yeşillik · Bir dere kenarında biten her yeşillik…
- Rubai 52: Bir rindin seher iniltisi · Bir yudum şarap Kâvus’un mülkünden iyidir…
- Rubai 53: Bağdat ya da Belh · Ömür sona erince tatlı ya da acı ne fark eder?…
- Rubai 54: Bir masal anlatıp uyudular · Bilgiyi ve edebi kuşatan o büyükler…
- Rubai 55: Her şey önceden düzülmüş · Onu sebepler ovasına sürüp koşturdular…
- Rubai 56: Gittiler, gideceğiz · Eskiyip gidenler de bu yeniler de…
- Rubai 57: Toprağın kutusu · Yeri, feleği ve gökleri kuran…
- Rubai 58: Ömrümüzün ölçeği · Birini getirir, ötekini kapıp götürürler…
- Rubai 59: Yıldızlar da başı dönenlerdir · Bu sarayın sakinleri olan gök cisimleri…
- Rubai 60: Bu geliş gidiş ne içindi? · Gelişimden feleğe bir fayda olmadı…
- Rubai 61: Damla sedefte inci olur · İnsan, sıkıntı çeke çeke özgürleşir…
- Rubai 62: O dünyadan gelen olmadı · Yazık ki sermaye elden çıktı…
- Rubai 63: Gençlik kuşu · Yazık ki gençlik defteri dürüldü…
- Rubai 64: Biz olmayacağız, dünya olacak · Nice zaman biz olmayacağız da dünya olacak…
- Rubai 65: Biçilip yeniden biten ot değilsin · Mutluluk yolunda koşan bu akıl…
- Rubai 66: Ömür kervanı · Bu ömür kervanı ne tuhaf geçip gidiyor…
- Rubai 67: Can göçmeye niyet etti · Zamanın elinden belim büküldü, kat kat oldu…
- Rubai 68: Toprak doymaz · Dönen feleğe hiç kimse üstün gelemedi…
- Rubai 69: Payını kap · Dünyayı gözüne ne kadar süsleseler de…
- Rubai 70: Kader kalemi bensiz yazıldıysa · Kader kalemi benim üzerime bensiz yürütüldüyse…
- Rubai 71: Bengisu da olsan · Ne zamana dek renge, kokuya tutsak olacaksın?…
- Rubai 72: Kalender yolu · Kalender yolunda yürümedikçe olmaz…
- Rubai 73: Şarapçılara şaşıyorum · Zühre ile ay gökte görüneli beri…
- Rubai 74: Rızık ve ömür · Rızkı da ömrü de artırıp eksiltemediğimize göre…
- Rubai 75: Kabağı yaratana ne dersin? · Kudretiyle başı ve yüzü yaratan Diri…
- Rubai 76: Hepsi birer söylenti · Dünyada taze gülün geldiği duyurulunca…
- Rubai 77: Yarım ekmek, bir yuva · Dünyada yarım ekmeği olan…
- Rubai 78: Kader çiftçisi · Kader çiftçisi bizim gibi nicesini ekti ve biçti…
- Rubai 79: Ne sıcak ne soğuk bir gün · Güzel bir gün; hava ne sıcak ne soğuk…
- Rubai 80: Sen altın değilsin · Başına bir gece baskını gelmeden önce…
- Rubai 81: Peşinde ecel olan ömür · Ömrün ne zamana dek kendini beğenmekle geçecek…
- Rubai 82: Herkesin elinde acizlik · Kimse ölüm sırrının düğümünü çözmedi…
- Rubai 83: Kanaatle yaşa · Dünyadan beklentini azalt, kanaatle yaşa…
- Rubai 84: Perde ardında bin oyun · Benim derdim, sıkıntım uzayıp gitse de…
- Rubai 85: Bulut toprağı kaldırsaydı · Felek yerden hiçbir gül bitirmez ki…
- Rubai 86: Dünya pazarının sermayesi · Hayatından bir tek nefes geçecekse…
- Rubai 87: İşin sonu böyle olacaksa · Derler ki cennet ve iri gözlü huriler olacak…
- Rubai 88: Bir peşin, bin veresiye · Derler ki cennet, huriler ve Kevser olacak…
- Rubai 89: Mahşerde nasıl dirilirsek · Derler ki perhiz edenler…
- Rubai 90: Yetmiş iki milletin derdi · İç; çünkü gönülden çokluğu da azlığı da alır götürür…
- Rubai 91: Sır, Ankâ’dan gizli olmalı · Bilge kişinin gönlündeki her sır…
- Rubai 92: Gonca eteğini toplar · Her sabah lalenin yüzüne çiy düşer…
- Rubai 93: Yetmiş iki yıl düşündüm · Gönlüm bilgiden hiç yoksun kalmadı…
- Rubai 94: Dostunla ye, düşmana kalmasın · Umut tanesi de harmanda kalır…
- Rubai 95: Dostlar iki kadeh önce sarhoş oldu · Uyumlu dostların hepsi elden gitti…
- Rubai 96: Bir yudum, Çin ülkesine değer · Bir kadeh şarap yüz gönle, yüz dine değer…
- Rubai 97: Bir damla su denize karıştı · Bir damla suydu, denize karıştı…
- Rubai 98: Bir ekmek, bir yudum soğuk su · İki günde bir ekmek eline geçiyorsa insanın…
- Rubai 99: Rüzgâr geçer, şarap getir · O yakutu yalın bir billur kadehte getir…
- Rubai 100: Tedbiri seninle almadılar · Ey dost, olacak şey için ne diye tasalanıyorsun?…
- Rubai 101: Gelmemiş olanlar bilseydi · Gamdan başka bir şey artırmayan felekler…
- Rubai 102: Olanın ve olmayanın tasası · Ey gönül, bu yıpranmış dünyanın tasasını yeme…
- Rubai 103: Çiy gibi bir gece · Ey gönül, dünyanın bütün nimetlerini dilediğini say…
- Rubai 104: Mezardakiler · Bu mezar ehli toz toprak oldu…
- Rubai 105: Küpün ağzındaki kerpiç · Küpün ağzındaki kerpiç, Cem’in ülkesinden daha güzeldir…
- Rubai 106: Sıra sana gelince · Dibi görünmeyen göğün dairesinde…
- Rubai 107: Çömlekçi ve çamur · Dün çarşıda bir çömlekçi gördüm…
- Rubai 108: Ateş gibi yakar, su gibi iyileştirir · O şaraptan iç ki sonsuz hayattır…
- Rubai 109: Az iç, ara sıra iç · Şarap içeceksen akıllılarla iç…
- Rubai 110: Ödünç verilmiş an · Seher vaktidir, kalk ey eşsiz saki…
- Rubai 111: Geri dönen kim? · Bu uzun yolun bütün yolcuları arasında…
- Rubai 112: Toprak eleyen çocuk · Ey akıllı ihtiyar, biraz erken kalk…
- Rubai 113: Yavaş yavaş iç, çengi çal · Seher vaktidir, kalk ey nazın kaynağı…
- Rubai 114: Tus surundaki kuş · Tus surunun üstüne konmuş bir kuş gördüm…
- Rubai 115: Zamanın çömlekçisi · Öyle bir kadeh ki akıl ona “Aferin!” der…
- Rubai 116: Sefa sür · Hayyam, şaraptan sarhoşsan, sefa sür…
- Rubai 117: Testi, testiciyi soruyor · Dün gece bir çömlekçinin işliğine gittim…
- Rubai 118: Billur taşa çarpmadan önce · Zamanın günleri, günlerin derdine düşüp…
- Rubai 119: Ecel düğümü · Kara toprağın derinliğinden Zühal’in doruğuna dek…
- Rubai 120: Gülün gömleği · Gül harmanından daha taze, servi boylu biriyle…
- Rubai 121: Ey dost, yarının tasasını yemeyelim · Ey dost, gel yarının tasasını yemeyelim…
- Rubai 122: Hayal feneri · İçinde şaşkın dolaştığımız bu dönen feleği…
- Rubai 123: Bir yudum su içecek kadar · Kalk uykudan da bir şarap içelim…
- Rubai 124: İşgüzar akıl · Kalkayım da saf şaraba niyet edeyim…
- Rubai 125: Yokluk ovası · Toprak döşeğinde yatanları görüyorum…
- Rubai 126: Testi olmadan önce · Ne zamana dek gündelik aklın tutsağı olacağız?…
- Rubai 127: Dünya ezelî mi, sonradan mı? · Bu dünyada kalıcı bir yerimiz olmadığına göre…
- Rubai 128: Delinemeyen inci · Güneşi çamurla örtemem…
- Rubai 129: Hiç değilse kim olduğumu bileyim · Düşmanım yanlışlıkla “O bir filozof” dedi…
- Rubai 130: Paslı ayna ve Cem’in kadehi · Biziz sevincin kökü ve kederin madeni…
- Rubai 131: Sen gönlüme yerleştin · Şarabı yoksulluktan dolayı bırakmıyorum…
- Rubai 132: Bir kadeh daha al · Ben saf şarap olmadan yaşayamam…
- Rubai 133: Benim! · Arada bir biri çıkar: “Benim!” der…
- Rubai 134: Topraktan geldik, rüzgârla gittik · Bir süre çocukken bir ustanın yanına gittik…
- Rubai 135: Hâlâ usta değilim · Bir gün bile dünyanın bağından özgür değilim…
- Rubai 136: Ömrünü rüzgâra verme · Geçip giden dünü hiç anma…
- Rubai 137: Ey göz, kör değilsen · Ey göz, kör değilsen mezara bak…
- Rubai 138: Dünyada vefa olsaydı · Kalk, gelip geçici dünyanın tasasını yeme…
- Rubai 139: Çorak dünya · Bu çorak dünyada insanın eline geçen…
- Rubai 140: Ölümüme kim sevinebilir? · Gidiyorum; çünkü bu zulüm konağında olmak…
- Rubai 141: Kır atlı rind · Yeryüzünün kır atı üstünde oturan bir rind gördüm…
- Rubai 142: Kendi arpa ekmeğin · Akbaba gibi bir kemikle yetinmek…
- Rubai 143: Yol ne odur ne bu · Bir topluluk din yolunda düşünüp durur…
- Rubai 144: İki öküz arasında · Gökte bir öküz var, adı Pervin…
- Rubai 145: Yeni bir felek kurardım · Felek üzerinde Tanrı gibi elim olsaydı…
- Rubai 146: Geri dönenlerden haber yok · Zamana uyanların sözünü dinleme…
- Rubai 147: Riyakâr sofuluktan iyidir · Şarap içmek ve güzellerin çevresinde dolaşmak…
- Rubai 148: Gaybı kim bilir? · Sevinçli bir gönül kederle yıpratılmamalı…
- Rubai 149: Kumrunun sorusu · Göklerle boy ölçüşen o saray ki…
- Rubai 150: Dumanı nerede? · Gelişimizden ve gidişimizden bir kâr nerede?…
- Rubai 151: Mezar kerpici · Senin ve benim temiz canımız tenden gidince…
- Rubai 152: Toprağımızdan bitecek yeşillik · İç; çünkü felek, senin ve benim yok oluşumuz için…
- Rubai 153: Aydan balığa kadar · Şaraptan başka her şeyden el çekmek iyidir…
- Rubai 154: Gülün gölgesinde · Bak, saba rüzgârından gülün eteği yırtılmış…
- Rubai 155: Bu nefesi geri verebilecek miyim? · Ne zamana dek “var mı, yok mu” diye tasalanacağım?…
- Rubai 156: Feridun’un tahtından iyidir · Bir yudum eski şarap, yeni bir ülkeden iyidir…
- Rubai 157: Gerisi bedavaya değmez · Dünyadan yiyeceğin ya da giyeceğin kadarını…
- Rubai 158: Dertlerin panzehiri · Baharın gelişiyle ve kışın gidişiyle…
- Rubai 159: Şahtım, testi oldum · Bir gün bir çömlekçiden bir testi aldım…
- Rubai 160: Gittin mi, gittin · Ey dört unsurun ve yedi göğün ürünü olan…
- Rubai 161: Burada bir cennet kur · Ey gönül, sen bu bilmecenin sırlarına ulaşamazsın…
- Rubai 162: Bıyığından, sakalından uzaktır · Ey dost, benden gerçek bir söz dinle…
- Rubai 163: Keşke yeniden bitme umudu olsaydı · Keşke dinlenecek bir yer olsaydı…
- Rubai 164: Kırılan testi · Dün gece çinili bir testiyi taşa çarptım…
- Rubai 165: Varlık zindanı · Umut dalında bir meyve bulabilseydim…
- Rubai 166: Yüz kez kadeh, yüz kez testi · Kadehi ve testiyi al, ey gönül okşayan…
- Rubai 167: Gidenlerden haber · Bir meyhanecinin evinde bir ihtiyar gördüm…
- Rubai 168: Hepimiz toprağız, ey saki · Ne zamana dek beşin ve dördün sözü, ey saki?…
- Rubai 169: Kır, cennet gibidir · Hangi yana baksam…
- Rubai 170: Yarınına dün karar verdiler · Hoş ol; çünkü senin sevdanı dün pişirdiler…
- Rubai 171: Padişahın kafası, dilencinin eli · Bir çömlekçinin işliğine gitmeye niyet ettim…
- Rubai 172: Feleğin itirafı · Felek, gönlümün kulağına gizlice dedi ki…
- Rubai 173: Bir kadeh sen iç, bir kadeh bana ver · Hiçbir zararı olmayan o şarap testisinden…
- Rubai 174: Elimde olsaydı gelmezdim · Gelmek elimde olsaydı, gelmezdim…
- Rubai 175: Bir ekmek, bir bahçe köşesi · Elime buğdayın özünden bir ekmek…
- Rubai 176: Felekte adalet olsaydı · Feleğin işleri adaletle tartılmış olsaydı…
- Rubai 177: Hey çömlekçi, dur! · Hey çömlekçi, aklın başındaysa dur!…
- Rubai 178: Tîr ayının gelişi, Dey ayının gidişi · Sabah şarabı vaktidir, ey uğurlu adımlı güzel…
Bu çeviriler hakkında
Türkçe çeviriler, Farsça asıllarından leylailemecnun.net için yapılmıştır. Amacımız rubainin anlamını ve imgelerini olabildiğince sadık biçimde aktarmaktır; bu yüzden çevirilerde ölçü ve kafiye aranmamıştır. “Okunuşu” bölümünde ise Farsça metnin Türkçe harflerle yaklaşık söylenişi verilmiştir. Hayyam’ın başka Türkçe çevirilerini merak edenler, Abdülbaki Gölpınarlı, Sabahattin Eyüboğlu ve Can Yücel’in çevirilerine de bakabilir.
Shakespeare, Byron, Poe ve Mevlânâ gibi şairlerden yaptığımız öteki çeviriler için Dünya Şiiri bölümüne göz atabilirsiniz.


